İncelemeye başlamadan önce hayatı herhangi bir ideolojinin radikal, keskin sınırları içerisinde yaşamamak gerektiğini, ancak iyi/kötü hemen her ideolojinin insanlığa bir şeyler kattığını kabullenmek gerektiğini belirterek başlayalım. Mesela ülkemizde geniş kesimlerce nefretle yaklaşılan Karl Marx için, "belki kapitalizmin duvarlarını yıkamadı, ancak bizler daha iyi nefes alabilelim diye o duvarın üzerinde sayısız delikler açtı." diyebiliriz. İşçi hakları, sendikalar, sosyal devlet anlayışı onun fikirleri üzerinde bugünkü şeklini almıştır.
Burda herhangi bir ideoloji üzerine güzelleme yapacak değilim, sonuna kadar dinlerseniz ben başka bir şey söyleyeceğim.
Bir güzelliği sevebilir, hatta hayatı "o güzellik uğruna dövüşebilmek" olarak algılıyor olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken şey tek güzelin sizin güzel dediğiniz şey olmayabileceğidir. Kendinizi o "keskin sınırlar" kafesine hapsetmeyin. Ki böylelikle bu tarz kitaplardan da bir şeyler katabilin kendinize, ya da insanları keşfederek hayatınızı daha verimli kılabilin.
Kitap, Ahmet ve İsmail karakterleri üzerinden Nazım Hikmet'in yaşantılarına ve şahit olduklarına değiniyor. Yazar, karakterler üzerinden hayatına dair anekdotlar paylaşıyor. Mesela 1928, 1931, 1938 vs gibi yıllar İsmail'in cezaevine girdiği gibi Nâzım Hikmet'in de hapis yattığı yıllardır. İsmail'in eşine siyatik ağrısından yakınması gibi Nâzım Hikmet de eşine mektuplarında sık sık bunu yazmıştı. Yine bu karakterlerin yaşadıkları bazı işkence, tecrit, mahkeme vs olaylar da Nazım Hikmet'in yaşadığı ya da şahit olduğu olaylar. Dileyen bu benzerlikler üzerine yazılmış incelemeleri bulabilir.
Kitapta bir grup komünist gencin başından geçenler kesitler halinde verilirken bir döneme de ışık tutuluyor. Olaylar büyük ölçüde İstanbul, İzmir ve Rusya'da