BVendetta

BVendetta
@BVendetta
"Sizi rahatsız etmeye geldim."
Dr
1372 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Modern manada bir Pinokyo
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2021 34. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2021 00:00
Çocuk gelişiminde literatürde farklı evrelendirmeler vardır. Belli kazanımlara veya kronolojik yaşlara göre çocukluğu dönemlere ayırarak ortak bir dil geliştirirler. Bu kitap serisi de bir çocuğu sanki sırayla çocuğun okul öncesi(Şeker PortakalıŞeker Portakalı ), okul çağı (Güneşi Uyandıralım) ve adölesan/gençlik dönemini(Delifişek) ele alarak yazılmış. Bu yönüyle PinokyoPinokyo ile çok benzemekte. Pinokyo da yaptığı haylazlıklar sonrası olgunlaşmakta ama bir yönüyle de her zaman içinde bir çocuk barındırmaktadır. Ancak Pinokyo'da çocuğun yetişme süreci tek kitapla bir bütün olarak ele alınıyor. Kahramanımız Zeze, serinin bu kitabında bazı özel durumlardan ötürü ailesinden uzaklaşmış ve farklı bir aileyle okul dönemine geçiş yapmıştır. Masallarda bir çocuğa kötülük yapan aile fertleri genelde üvey anne/ üvey kardeş olurlar. Burda amaç çocuğun kendi ailesine karşı önyargı geliştirmesinin önüne geçmektir. Aslında üvey anneler de çocuklara salt kötülük yapmıyorlar bu masallarda, ancak çocuk dünyası henüz soyut düşünce kazanmadığı ve ben merkezli düşündüğü için üvey aile fertlerinin yaptıklarını kötülük olarak nitelendirip onlarla çatışmaktadır. Bu fertlerin ‘üvey’ olması hasebiyle çocuğun kafasındaki aile olgusuna toz kondurmamış oluyoruz. Temelde yetişkinliğe ilerleyen dönemde okulla birlikte yeni bir sosyal çevre kazanan çocuk ve ergenler aileleriyle yabancılaşıyor ve farklı bireylerin özellikle arkadaşlarının ve öğretmenlerinin takdirini kazanmaya çalışıyorlar. Bu ‘aileyle yabancılaşma’ konusunda güzel bir gönderme yapılmış bence. Ortaçağ’da Batı toplumları çocuğu ‘günah ürünü’ olarak nitelendirirlerdi. Temizlenmek, arınmak için çocukluk çağından çıkış gerekmekteydi. Kilisenin etkisiyle çocukluk dönemi iğrenç olarak görülürdü. Yazar sanki bu görüşlere atıfta bulunarak Zeze’nin iç dünyasını
Edebiyat
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Plajlarınıza cesetlerimiz vurduysa özür dileriz!
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 18. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2021 20:24
Günlük hayatın keşmekeşliğinden yorgun düşen ruhlar için güzel bir kitap... Kendisini dünyanın merkezine koyan, hayatı tüketim ve tükettiğini pazarlama çılgınlığı olarak algılayıp bu düstur üzere yaşayanlardan kaçanlar için bu kitap. Çünkü içinde o yavan Batı’dan değil ‘kelam’ denilen şeyin kadir kıymetini bilen Doğu’dan izler taşıyor. Nefes almak isteyen ruhlara bir soluk üflüyor. Hayatın rengarenk gökkuşağı olmadığını anlatırken insan ruhunda karakalemle bir gökkuşağı çiziyor. Tüm zamanların en çok zulüm görmüş halklarından biri olan Ezidileri konu alıyor. Ortadoğu denilen coğrafyayla bütünleştiriyor okuru. Aşkı, kini, nefreti, saflığı, kanı ve gözyaşını anlatıyor. ‘Bunun için mi, yahut ne için?’ sorusunu sorduruyor. Bir mülteci özlü sözünü anımsadım: ‘’Plajlarınıza cesetlerimiz vurduysa özür dileriz!’’ Kendini dünya dedikleri bu yerkürede sürgün edilmiş bir ruh olarak görenler için güzel bir kitap. Türküde diyor ya: ‘’Sürgün edildiğim yerde kanatlarım kırıldı.’’ diye, öyle bir şey. ‘İnsan insan, derler idi, insan nedir şimdi bildim’i mırıldanıyorsunuz satır aralarında. Allah’ım ne çok acı var! Ve ben nerden başlayacağımı bilmiyorum. Yazarla barışmamız hatrına, selamlar Livaneli!
Edebiyat
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
9/10
·169 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2021 23:58
İncelemeye başlamadan önce hayatı herhangi bir ideolojinin radikal, keskin sınırları içerisinde yaşamamak gerektiğini, ancak iyi/kötü hemen her ideolojinin insanlığa bir şeyler kattığını kabullenmek gerektiğini belirterek başlayalım. Mesela ülkemizde geniş kesimlerce nefretle yaklaşılan Karl Marx için, "belki kapitalizmin duvarlarını yıkamadı, ancak bizler daha iyi nefes alabilelim diye o duvarın üzerinde sayısız delikler açtı." diyebiliriz. İşçi hakları, sendikalar, sosyal devlet anlayışı onun fikirleri üzerinde bugünkü şeklini almıştır. Burda herhangi bir ideoloji üzerine güzelleme yapacak değilim, sonuna kadar dinlerseniz ben başka bir şey söyleyeceğim. Bir güzelliği sevebilir, hatta hayatı "o güzellik uğruna dövüşebilmek" olarak algılıyor olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken şey tek güzelin sizin güzel dediğiniz şey olmayabileceğidir. Kendinizi o "keskin sınırlar" kafesine hapsetmeyin. Ki böylelikle bu tarz kitaplardan da bir şeyler katabilin kendinize, ya da insanları keşfederek hayatınızı daha verimli kılabilin. Kitap, Ahmet ve İsmail karakterleri üzerinden Nazım Hikmet'in yaşantılarına ve şahit olduklarına değiniyor. Yazar, karakterler üzerinden hayatına dair anekdotlar paylaşıyor. Mesela 1928, 1931, 1938 vs gibi yıllar İsmail'in cezaevine girdiği gibi Nâzım Hikmet'in de hapis yattığı yıllardır. İsmail'in eşine siyatik ağrısından yakınması gibi Nâzım Hikmet de eşine mektuplarında sık sık bunu yazmıştı. Yine bu karakterlerin yaşadıkları bazı işkence, tecrit, mahkeme vs olaylar da Nazım Hikmet'in yaşadığı ya da şahit olduğu olaylar. Dileyen bu benzerlikler üzerine yazılmış incelemeleri bulabilir. Kitapta bir grup komünist gencin başından geçenler kesitler halinde verilirken bir döneme de ışık tutuluyor. Olaylar büyük ölçüde İstanbul, İzmir ve Rusya'da
Edebiyat
Yaşamak Güzel Şey Be KardeşimNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20223,986 okunma
Yaşayabilir mi insan kendi bedeninde başka bir ruhla?
10/10
·1552 syf.··
Beğendi
·
2020 72. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2020 23:26
"Yoksul isen sabreyle Eğer zengin isen hayr eyle Her bir hale şükreyle Hakk döndürür halden hale." Böyle buyurdu Mevlana. Taşı sıksa suyunu çıkaracak kadar mahir, akıllı, cevval bir delikanlı olan Edmond Dantès, kaderin bir cilvesiyle genç yaşında kaptan olmak üzeredir. Çok sevdiği babasına güzel bir hayat sunacaktır hayırlı evlat. Güzeller güzeli sevgilisine kavuşmaya da artık çok az kalmıştır. Böyle umut etmektedir en azından. Ta ki o üç hain, bahtının açık kapılarını kapatıp sımsıkı sürgüleyene değin. Delikanlı nişanlanacağı gece ansızın kendini sebepsiz sorgusuz bir hücrede bulur. Çok sevdiği babası, sevgilisi, mesleği... Her şey elinden koparılmıştır. Ancak daha da fenası sebebini bilmemektedir. Ömrünün en güzel dilimi bağrından neşterle sökülürcesine alınmış, zindanda bir başına kalmıştır. Yıllar geçer, ne bir hakim yüzü görür, ne bir mahkeme olur. Belirsizlik kemirir böyle durumlarda insanın hem aklını hem kalbini. Umut etme kabiliyetini de alırlar elinden insanın. Derken kalıverirsin kelimenin tam anlamıyla hiçliğin ortasında. Niyaz eder insan o an, kimsesizlerin sahibine açılır yüreği. O an her şeyin çözülüvereceğine inanır yürek, sırtüstü kendini bırakmıştır derin sulara ve olacağı beklemektedir artık. Ancak bir şey olmaz. Hiçbir şey değişmez. İlâhi adalet başka türlü tecelli etmeyi murat etmektedir ama insan göremez. Zindanda sebepsiz her saniye zihnini kavurur, yüreği taşlaşır. Duvara atılan her çentik insanın bağrına atılır aslında. Edmond tam da bunları yaşar. "En sevdiklerimi verdim ölüme de; Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim. Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün… Görmedim Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını…" diyor şair. Dünya adaletsiz çocuk, dünya zorba... Ancak başta da demiştik, "Hakk döndürür halden hale"
Edebiyat
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,1bin okunma
Bir ihtimal daha var, o da...
8/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 61. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 01:07
Anti militarizmin ötesinde çok derin düşünceler üzerinde tefekkür imkanı veren bir kitap. Ülkesi savaşa giren genç bir adamın orduya davet edilmesi üzerine içine düştüğü dilemmayı dillendiren bir eser. Öyle ki çiftimiz Avrupalı değil de Türk olsaydı, yasaklı kitaplar arasında olması muhtemel bir eser olurdu diye düşünüyorum. Jean Jacques Rousseau'nun bir sözü vardı. Özetle şöyle diyordu: "Bir şeyin doğru yada yanlış olduğuna karar verebilmenin en kestirme yolu kendini başka bir kralın hükümranlığında düşünmektir." İnsanoğlu yaratılış gereği tamahkar bir varlık. Ondan olsa gerek Hristiyanlık bunu yedi büyük günah arasında ele alıyor. Öylesine doymak bilmiyor ki elindekini korumak ve daha fazlasını elde etmek için yeni şeyler üretiyor. İşler öyle noktaya varıyor ki inandığı dini dahi bulandırıyor, yeni kutsallar çıkıyor ortaya. Ve yığınlar buna inanıyor. Bugün her İslam ülkesinde devletin kutsal kabul edilmesi gibi. Emevilerin hilafeti saltanat haline getirmesi ile birlikte devlet kavramına bir kutsiyet atfetmeye başladı bu coğrafyanın insanı. Uğruna can verdi, can aldı. Bunları yaparken nam aldığı zannıyla avundu. Ülkenin en başındaki muhterisler komşu ülkeyle savaştı, her iki tarafın ölüleri de şehit denerek gömüldü. Evet, tamahkar insanlık ölümü de kutsamış oldu, ki ihtiyaç halinde yerlerine yenilerini koyabilsinler. İnsanın ahlakı, dünya görüşünü belirler. Kimi canı, kimi ırzı, kimi dini, kimi de malı aziz tutar ve önceliklerini buna göre belirler. Devletler de yasalarını buna göre şekillendirir ve uygular. İşte ahlâkî farklılıklar, sizin neyi kutsal gördüğünüze göre şekillenir. Sorun Allah'ın insan için aziz tuttuklarıyla yetinmemekte yatıyor olsa gerek. Allah insana yaşam hakkı veriyor, cüz-i bir irade veriyor. Bunları aziz kabul ediyor. Bunlar uğruna mecbur
1000Kitap
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma