Göğsümde gözlerinin sapladığı bir bıçak,
Beynimde hayaliyle alevlenen bir ocak...
İçerim bu haldeyken herkes garip bulacak:
Başımı sükunetle taşlara vurduğumu...
Bu sükut çiğnenen bir muhabbetin yasıdır.
Bu sükut bir kömürün içerden yanmasıdır.
Bu sükut beynimdeki cinnetin potasıdır;
Görüp aldanmayınız sessizce durduğumu...
Ben de nihayet bütün bağları kıracağım;
Onu ıssız dağlara alıp kaçıracağım,
Etini bir canavar gibi ısıracağım
Ve, herkes seyredecek nasıl kudurduğumu.
Sabahattin Ali
Sumomi'nin yaralarına ustaca vurulan neşterleri ve usta elleri görüyoruz. Toplumun köhneleşmiş ve kanıksamış olduğu yanına bir boksör gibi yumruklarını indiriyor Grigory Petrov. Oradan topluma ışık saçan bireylerin izlerini takip etmemizi sağlıyor. Beyaz Zambaklar Ülke' sinin sokak aralarında.
Bir gün ülkemizin de bu kanıksamış olduğumuz yanlarına neşter vurup hasta ve hastalıklarla başa çıkmak umuduyla güzel bir okuma diliyorum Atatürk tarafından tavsiye edilmiş 100 yıl öncesinden bu nadide eseri her Türk vatandaşımızın okuması temenni ediyorum.
Finlandiya'da halkın zihni derin bir uykuya dalmaz, devrilen bir ağaç gibi çürümez. İnsanlar fakirliğe razı gelmeyi istemiyorlar. Başkasının iradesine bel bağlamazlar:
"Her şey olacağına varır", demezler.
Ey çekiç savuran gavur rüzgar
Sabahın dördü beşi gibi
Ne titretirsin göğsümü
Yetmez mi vurduğun?
Kalbimin saçaklarına
Seneyi evvelden beri
Giren sen değil misin?
Taht odasında var olan
Senin bahar kokundur ki
Bilirim