*spoiler içerir * Türk edebiyatının kült eserlerinden biri... Okurken çok düşündüm Aylak adamı bu kadar 'meşhur' yapan neydi diye. Zamanının ötesinde bir anlatıma ya da konuya sahip olabileceği ihtimalinden başka bir şey bulamadım kendimce. Kimin konuştuğunu anlamaya çalışmakla geçen bir giriş ve Yunus Nadi Roman yarışmasına yetişmek için alelacele bitirilmiş bir son... İlk bakışta insanı soğutan şeylerdi. İçerik açısından ise Tutunamayanlar'a ilham vermesi dışında elle tutulur bir şey yok.. Hele ki romanın ana karakteri Bay C. tam insanı okumaktan soğutan cinsten. Babasının hiçbir şeyini kabul etmezken parasını gayet güzel yiyen, hayatında herhangi bir başarısı olmayan, insanları sürekli küçümseyen bir tip. Ayşe olan ilişkilerini hiç yoktan bitiren, sonrasında biraz hayatın biraz da Ayşe'nin gayretiyle tekrar hak etmediği bir mutluluğu yakalama şansını bile kibriyle harcayan biri. Ayşe'nin kendisini sevmesi için bütün ailesinden vazgeçmesini isteyen, beni sevseydi günlerin adını bilmezdi diye aptalca düşüncelere sahip, empati yeteneğinden tamamen yoksun hastalıklı bir insan. Küçükken babasından, annesinden göremediği sevgiden bahsedilerek okura işte bunlardan dolayı böyle biri olmuş mesajı verilmek isteniyor gibiydi. Ancak romanda ne arkadas çevresi ne de yakınlaştığı kadınlar tarafından kendisine bir ötekileştirme yapılmıyor. Kimsenin yaşadığı bazı zorlukları bahane ederek böyle bencil olması kabul edilemez. Ama bu konuda tam bir günümüz insanı: Hiç bir halta yaramadan "kimse beni anlamıyor" lar, "ben farklıyım" lar... Hikayede en çok mutlu olduğum an kitabın sonunda B.'yi yakalayamaması. Mutluluğu hak etmeyen birinin kitabın sonunda mutlu olması beni daha da üzerdi. Mutluluk onun için çabalayanların hakkı, hiçbir şey yapmayan şanslı züppelerin değil. Ben okudum