Herkese merhaba. Kitap okumayı, dizi-film seyretmeyi, hayal kurmayı ve yazmayı çok seviyorum. Burada bunların bir kısmını kendi ilkelerime bağlı kalarak paylaşıyorum.
Mustafa Kemal, ülkenin içinde bulunduğu duruma kuşbakışı bakarken hiç kuşkusuz ki bugün bizim gördüğümüz pek çok şeyin birebir aynısını görmekteydi.
bizzat devleti yönetenlerin emperyalizmin maşası haline gelişini...
emperyalizm tarafından güdülen padişahın, tarih boyunca her zaman olduğu gibi halkı güderken din'i kullandığını...
halkın tepeden tırnağa cahil olduğunu ve kendini aydınlığa çıkarmak isteyen vatanseverlere karşı büyük bir ihanet içinde olduğu gibi kendini ekmeksiz, hayatsız, yurtsuz bırakanlara karşı son derece sadık olduğunu...
din adamlarının en önemli meselesi isteyenin istediği dinin gereksinimini yapabileceği özgür bir vatan arzusu ve mücadelesi olması gerekirken kadınların sosyal yaşamdan kısıtlanması, camilerin doldurulamaya teşvik edilmesi, halife-padişah için reaya olmak gerektiği, olmayanın dinden imandan çıktığı, ona biat etmenin dindar olmak için önkoşul olduğunu...
ülkenin parasının zerrece değeri kalmadığı nı...
ülkeyi ayakta tutabilecek en büyük güç olan ordunun emperyalizm-siyasal hükumet işbirliği ile yok edildiğini...
vatansever kaymakamların, askerlerin ecnebi devletlere yaranabilmek için idam edildiğini, yok edildiğini, ortadan kaybolduğunu, ibret-i alem olması için cezalandırıldığını...
halkın tüm bunları duymaya kulaklarını, görmeye gözlerini, anlamaya beyinlerini kapatmış olduklarını ve kendi dünyaları içinde gündemden uzak yaşayınca da gündemin içine katılınca da sonucun degişmeyeceğini zannettiklerini...
kısacası bugünün Türkiye'sinde yaşanan ve görülen ne varsa Atatürk o dönem aynılarını görmüş, aynılarına karşı mücadele etmişti. siyasal islamcı bir istanbul hükümeti ve onu güdümüne alan İngiltere başta olmak üzere tüm emperyalist ülkelere karşı yavaş yavaş fakat akıllıca mücadele ederek savaş vermişti. Herkesin umutsuz olduğu,
Her konuda doğruluk sahibi ve açık sözlü olmak dünyadaki en berbat suçtur; çağdaşlarımın gözünde, onların yaptığı gibi yanlış ve vefasız olmadığımdan, onlara hain ve acımasız görünüyorum.
Her cümlesi şu ana kadar bize doğru diye öğretilenleri,(Kuran'ın verileriyle),alaşağı eden ve her insanın sahip olamayacağı yoğunlukta anlam ve idrak gücüne sahip güzel kalpli bir düşünürün fikrî ürünü olan bu eseri, bu başyapıt'ı çok uzun zamandır okumak istiyordum. Nihayet yaklaşık bir haftalık zaman diliminde okumayı tamamladım. Şu an kendimi o bilince sahip birinin ışığıyla aydınlanmış ve her hücresine mücadele azmi dolmuş hissediyorum. Mekanı cennet olsun, eğer hocamız bu yazılanları, düşüncelerimizi, vefatının ardından geçen zaman boyunca verilerini Kur'an'dan aldığı o ufuk, feraset sayesinde her haklı çıkışında kendisini rahmetle ve minnetle anışımızı işitiyorsa/görüyorsa bilsin ki onun öğütlerini, mücadelesini anlayıp algılıyoruz ve bunun için ona teşekkür borçluyuz.
Bu kitap hakkında çok uzun yorum yapmam, herkes alıp okusun der geçerim çünkü yazacağım tüm satırların özetidir bu.
'Allah ile Aldatmak' fatır suresi 5. Ayette geçen bir tabir. 1500 yıl boyunca çöl fıkhının anlayış ve idrakinin dışına çıkılmadan yorumlanan bu tabirin gerçekte ne anlam ifade ettiğini işte bu kitabı okuduğunuzda çok iyi anlıyorsunuz.
Allah ile aldatmanın kültürel, siyasi, dini boyutunu ve kurumlarını, özellikle Türkiye'de olmak üzere, geçmişini çok iyi biçimde kavrıyorsunuz. Bunu gerçekleştirebilmek için tabii ki belirli ölçüde beyin, vicdan, idrak seviyesine sahip olmak gerekir.
Her satırda bu topraklara Atatürk'ü, Yaşar Nuri'yi gönderdiği için Allah'a şükrettim. Ne yazık ki İiisinin de varlığının bilinciyle şereflenme imkanına sahip olamadım. Yaşar Nuri hoca vefat ettiğinde henüz 12 yaşındaydım çünkü.
Fakat çabalarım beni onun ölümsüz düşünceleriyle buluşturdu, şereflendirdi, varlığıma anlam kattı.
Şimdiye kadar okuduğum kitapları ruhumu nasıl beslediyse bundan sonra okuyacaklarım