"Okudukça yalnızlaştı. Bilgi, onunla eski arkadaşları arasına aşılmaz duvarlar örmüştü. Artık ne işçilerin kaba şakalarından zevk alabiliyordu ne de burjuvaların boş sohbetlerinden. O, iki dünya arasında asılı kalmış, kendi yarattığı entelektüel boşlukta boğulmaya başlamış bir hayalperestti."
"Şimdi bana yemek veriyorsunuz, çünkü artık yemeğe ihtiyacım yok. Yazılarım beş para etmezken beni aç bırakan sizler, şimdi ismim ünlenince sofralarınızın başköşesine davet ediyorsunuz. Oysa ben aynı Martin'im. Aynı kelimeleri o zaman da yazmıştım. Sizin taptığınız şey benim deham değil, sadece kazandığım paradır."
Bu nakışlı çorap bir türkü gibidir. Bir türkü sıcaklığında örülmüştür. Sarısı, kırmızısı, yeşili, mavisi, turuncusu, türlü rengi karışıp uyuşmuş, bir sıcaklık, bir yumuşakşlık meydana getirmiştir. Aşk gibi, şefkat gibi bir şey olmuştur.