Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
Afrika kökenli Amerikalı efsanevi insan hakları savunucusu ve Pan-Afrikanizm yanlısı W.E.B. DuBois şöyle yazmıştır: Sovyetler Birliği bana, insanların belli bir sınıfı, zümreyi ya da ırkı aşağı görmeye ve küçümsemeye teşvik edilmediği, bunun az çok öğretilmediği tek Avrupa ülkesi olarak görünüyor. Irk ve renk önyargısının sadece hafif tezahürlerinin olduğu ülkeler biliyorum, ancak bunun mutlak anlamda yok olduğu beyaz bir ülke bilmiyordum. Paris'te biraz dikkatleri üzerime çekerim; Londra' da incelikli boş bakışlarla karşılaşırım; Amerika'nın herhangi bir yerinde, tam bir inkardan meraka uzanan bir ilgiyle, genelde de hakaretle karşı karşıyayımdır. Moskova' da ise kimsenin dikkatini çekmeden geçer giderim. Ruslar gayet doğal bir biçimde bilgime başvuruyor; kadınlar tereddüt etmeden ve bilinçsizce yanıma oturuyor. Çocuklar hep aynı şekilde nazikler.
Reklam
UNESCO'nun raporlarında ortaya konduğu üzere Sovyet yurttaşları, dünyadaki diğer insanlardan daha fazla kitap okumakta, daha çok film izlemektedir. Müzeleri ziyaret eden insanların sayısı, her yıl, toplam nüfusun yaklaşık yarısına ulaşırken, tiyatrolara, kon serlere ve diğer sahne gösterilerine giden insanların sayısı toplam nüfusu aşmaktadır. Hükümet, en geri kalmış bölgelerdeki okur yazarlığı ve hayat standartlarını yükseltmek ve Sovyetler Birliği'ni oluşturan yüzü aşkın ulusal topluluğun kendini kültürel olarak ifade etmesini teşvik etmek için kararlı ve planlı bir çaba içerisindeydi. Örneğin Kırgızistan' da, 1917 senesinde her beş yüz kişiden sadece biri okuma yazma biliyordu, elli yıl sonra ise hemen herkes okuyup yazabilmekteydi.
Sovyetler Birliği'nin geniş çaplı manevi başarıları, büyük oranda korkunun ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Kapitalist bir ülkede korku işçilerin hiç aklından çıkmaz. İşten çıkarılma korkusu, kapının hemen önünde duran bin kadar işsiz adamın işini elinden kapmaya can atmasının verdiği korku, bir insanın ruhunu yaralar ve itaatkarlığı besler. İşsiz kalma korkusu, ekonomik kriz korkusu, ticari çöküntü korkusu, hastalık korkusu, yoksulluk içinde bir yaş lılık korkusu işçinin zihninde ezici bir ağırlık oluşturur. Onunla f elaket arasında, sadece birkaç haftalık ücreti durur. Elinde bir ke nara ayırdığı bir şeyler yoktur. Sovyetler Birliği'ne giden bir ziyaretçiyi işte en kuvvetli biçimde bu korkunun yokluğu çarpar. Bir çocuk doğduğunda onun bakımıyla ilgili korkular Sovyet ana babaların belini bükmez. Doktor masraflarından, okul ücretlerinden ya da üniversite ücretlerinden korkmak diye bir şey yoktur. Az çalışma ya da fazla çalışma korku su yoktur. Kimsenin işsiz olmadığı bir ülkede ücretlerin düşürülmesi korkusu da yoktur. Bir işe gereksinim duyulduğu müddet çe, iş herkese açıktır. Sovyetler Birliği'nde işçilere talep vardır ve ücretler yükselir.
Sovyetler Birliği'nde temel gıda ürünleri, barınma ve ulaşımda büyük oranda maddi destek sağlanmıştır. Barınma, ulaşım ve ilaçta taban maliyetleri, aile gelirinin yaklaşık %15'i olacak şekil de ayarlanmıştır, ABD' de ise bu oran %50' dir. Eğitim, bütün seviyelerde -anaokulundan yüksek lisansa dek- ücretsizdi.
Sovyetler Birliği iki kutuplu dünyanın bir kutbu idi. 265 milyon nüfuslu, kentli ve sanayileşmiş bir ülkeye dönüşmüştü. Ortalama yaşam süresi, kalori alımı ve okuryazarlık gibi ölçütlerde gelişmiş ülkelerin saflarına katılmıştı. Dünyanın dört bir yanındaki birçok ülkeye iktisadi ve askeri yardımda bulunuyordu. Bilim ve teknolojinin pek çok alanında liderdi. İlk uzay uydusunu fırlatmıştı. Sıradan kabul edilen birçok alanda, örneğin özel kimi metal ürünlerinde, demiryollarına dikişsiz kaynak yapan seyyar maki nelerde, göz cerrahisi donanımında, vb. dünya lideriydi. Sahne sanatçıları ve sporcuları dünyanın en iyileri arasındaydı. Varşova Paktı'ndaki müttefikleriyle birlikte, ABD önderliğindeki NATO ittifakı ile aynı askeri güce sahipti.
Reklam