"Toplumun töreleri biyolojiden türetilemez, bireyler hiçbir zaman kendi doğalarına terk edilmezler, töre onların boyun eğdiği bir ikinci doğadır ve burada, onların ontolojik duruşlarını dile getiren arzuların ve korkuların yansıması vardır. Özne beden olarak değil, tabulara, yasalara tabi olan beden olarak kendi bilincine varır ve kendini gerçekleştirir. Kendini ancak bazı değerler adına değerlendirir. Ve bir kez daha belirtelim ki değerlerin temelini fizyoloji oluşturamaz. Tersine biyolojik veriler, varolanın onlara atfettiği değerlere bürünür. Kadının uyandırdığı saygı ya da korku ona karşı şiddet kullanılmasını yasaklıyorsa, erkeğin kas üstünlüğü bir iktidar kaynağı olmaz. Bazı yerli kabilelerde olduğu gibi töreler kocanın seçimini genç kızlara bırakıyorsa ya da kocayı baba seçiyorsa, erkeğin cinsel saldırganlığı ona hiçbir inisiyatif, hiçbir ayrıcalık sağlamaz. Anneyle çocuk arasındaki sıkı bağ, çocuğa biçilen ve çok değişken olan değere bağlı olarak, anne için kimi zaman bir onur kaynağı haline gelir kimi zaman da gelmez. Bu bağın kendisi de, söylemiş olduğumuz gibi, toplumsal önyargılara göre kabul edilir ya da edilmez."
Sayfa 66 - Koç Üniversitesi Yayınları, cilt 1·Kitabı okuyor
"Doğanın bol miktarda ve hiçbir çaba gerektirmeksizin besin sunduğu türlerde, erkeğin rolü döllemeyle sınırlıdır; besin toplamak, avlanmak, yavrulara gereken besinleri sağlamak için savaşmak gerektiğinde ise erkek çoğu kez onların bakımına katkıda bulunur. Çocukların anne sütünden kesildikten sonra daha uzun bir süre kendi gereksinimlerini karşılayamadığı bir türde bu katkı vazgeçilmezdir. İşte o zaman erkeğin emeği çok fazla önem kazanır; sebep olduğu yaşamlar onsuz sürdürülemeyecek durumdadır. Her yıl çok sayıda kadını döllemeye bir erkek yeter, ama doğduktan sonra çocukların yaşamlarını sürdürebilmeleri için, onları düşmanlara karşı korumak için, gereksinim duydukları her şeyi doğadan koparıp almak için erkekler gerekmektedir."
Sayfa 65 - Koç Üniversitesi Yayınları, cilt 1·Kitabı okuyor