Merhabaaa. Mart ayı boyunca Maria. ile yaptığımız "Kadınlar için, özgürlük için, eşitlik için okuyoruz!" etkinliğinde (#298686499) okuduğum üçüncü kitap Barbara Ehrenreich ve Deirdre English'ten "Cadılar, Ebeler ve Hemşireler (Kadın Şifacıların Tarihi)" oldu. Kitap iki bölümden oluşuyor:
•Orta Çağ'da Cadılık ve Tıp
•Kadınlar ve Amerika'da Tıp Mesleğinin Yükselişi
Kitabın ilk bölümü olan "Orta Çağ'da Cadılık ve Tıp" kısmında devletlerin ve cinsiyetçiliği ilke haline getirmiş Kilise'nin kadın düşmanlığını,
Kralların, asillerin, saraylıların erkek saray hekimleri varken halkın, köylü alt kültürün bir parçası olan kadın şifacılara (şifacı cadılara) karşı kilisenin yürüttüğü saldırıları ve böylece Kilise'nin ikiyüzlülüğünü,
Cadı avlarını,
Cadılara karşı kilisenin yönelttikleri suçlamaları,
Cadı-şifacıların hazırladıkları bitkisel ilaçların birçoğu modern farmakolojide bugün kullanılırken, "doğumu ve doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olmak için bugün de kullanılan çavdar mahmuzunu cadı-şifacılar o zamanlar doğum sancısını azaltmak için kullanırken, kalp ilacının etkin maddesi olan digoksinin üretildiği bitki olan yüksükotunu bir İngiliz cadı keşfederken, bugün hala antispazmodik olarak kullanılan güzelavratotunu cadı-şifacılar düşük yapma tehdidi olduğunda rahim kasılmalarını önlemek için kullanırlarken aynı dönemde erkek doktorların sadece Aristoteles'in, Platon'un kitaplarını okumaktan, Hristiyan teolojisiyle ilgilenmekten ve Galan'ın binlerce yıl önceki tıp çalışmalarını öğrenmekten başka birşey yapmayan, hastalarını astrolojiyle iyileştirmeye çalışan, cüzzam için önerdikleri çare kara yılan çorbası içmek olan, ülkenin en iyi doktorlarından birinin diş ağrısı için bulduğu
Tıp tarihçisi Joseph Kett "18. yüzyıl sonlarında Windsor, Connecticut'ta en çok saygı duyulan tıp adamlarından biri Dr. Primus adında kölelikten azat edilmiş bir zenciydi. New Jersey'de tıbbi tedavi, olağan dışı vakalar haricinde, 1818'e değin temelde kadınların elindeydi" diye yazar.
Mesela, 1332'de yasa dışı çalışmak suçlamasıyla Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin dava ettiği Jacoba Felice örneğini ele alalım. Jacoba eğitimli biriydi ve tıp konusunda ne olduğu bilinmeyen "özel bir eğitim" almıştı. Hastalarının mahkemede verdikleri ifadelere bakılırsa, Jacoba'dan önce üniversite eğitimi almış ünlü hekimlere başvurmuş varlıklı kişilerdi. Ona yöneltilen ana suçlamalar şunlardı:
"...İç hastalıklar ve yara veya apse
şikayetiyle ona gelen hastaları tedavi
edebiliyor. Hastayı titizlikle muayene ediyor,
hekimlerin yaptığı gibi idrarlarını inceleyerek
muayeneye devam ediyor, nabızlarını kontrol
ediyor, vücutlarına, kollarına ve bacaklarına
dokunuyor."
Altı tanık, birçok doktorun tedaviden vazgeçmesinden sonra, Jacoba'nın kendilerini iyileştirdiğini kabul etti. Bir hasta da onun tıp ve cerrahlık sanatında Paris'teki tüm uzman hekim ve cerrahlardan daha bilge olduğunu söyledi. Fakat bu tanıklıklar onun aleyhinde kullanıldı. Çünkü yöneltilen suçlama onun yetersiz olması değil, -bir kadın olarak- bizatihi tedavi etmeye cüret etmesiydi.