Bundan önce söylediklerimi unut, ben barışmak istiyorum Osman. Ayrılalım dedim diye hemen ayrılmamız mi gerekir? Bir an boş bulundum. İçim şişti, aklım taştı, hormonlarım coştu, konuştum. Dilin kemiği yok, kulağınkilerse nalbur malzemesi gibi. Yani kemiksiz dilimden çıkan sözlere itibar etme. Aşkımızı örs-çekiç-üzenginin yanlış koordinasyonlarına mahkûm etme, ben barışmak istiyorum Osman.
Memed:
" Bana bak kardaş," dedi, insanların üstüne çok varmamalı. Öldürmeli, dövmeli, ama üstlerine çok varmamalı. Donsuz, çırılçıplak, köyüne, evine gitmesi bir adama ölümden zor gelir. İşte bunu yapmamalı. İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. Ben Abdi Ağadan biliyorum. Yoksa... Korkmalı insanların bu tarafından. Aşağı görmemeli insanları..."
"Buyurun ağalar. Ne istiyorsunuz?" diye iltifatlı laflar etti.
Kendilerine "ağalar" denince utandılar. Dükkanın bırakıp oradan ayrıldılar. Halbuki hani soracaklardı.
Hanife hanım ona yanıt verdi: "Gâvurla Müslüman'ın arasındaki ayırt, soğanın zarı kadar...'
"Doğru söylüyorsun!" dedi Recep Efendi.
"Ama biz onlara gâvur diyoruz, onlar bize Müslüman!"
"Doğru, doğru, dosdoğru söylüyorsun!"
"Oysa hepimiz bir Allah'ın kuluyuz."
Ay doğdu batmadı mı?
Elagöz yatmadı mı?
Seni yaratan Allah
Beni yaratmadı mı?
Acı bir durumdur bu; Türkiye'ye özgü acı bir durumdur. Aydınlık düşmanları hâlâ güçlü. Dostları ise çok dağınık. Bu da ruhları öldürüyor. İnsanların cesareti kırık.