Derd Giran✹

Puan vermedi·624 syf.·
2025 3. kitabı
Lise 3. sınıftayken okuduğum, kalbimde yeri bambaşka olan bir seriydi bu. Ateş’i de Su’yu da çok sevdim; gerçi yeri geldi Ateş’e çok kızdım, çünkü beni hiç beklemediğim ters köşelerle baş başa bıraktı. Sayfalar ilerledikçe her şeyin bir planın parçası olduğunu anlasam da sormadan edemedim: Peki, Su'yu bu kadar üzmeye gerçekten değer miydi? Elbette hayır... İlk iki kitabı Ateş ve Su Ateş ve Su II o kadar büyük bir keyif ve o yaşların verdiği sabırsız bir heyecanla okumuştum ki, üçüncü kitabın Ateş ve Su III çıkmasını adeta gün sayarak bekledim. Gel zaman git zaman, ben mezun oldum ve uzun bir aradan sonra serinin üçüncü kitabının çıktığını duyar duymaz hemen aldım. Fakat ne yazık ki ilk iki kitaptaki o büyülü atmosferi, o amansız heyecanı yeniden yakalayamadım. Sanki yazar, "Yazdım, bitti işte" der gibi aceleyle noktayı koymuştu. Nitekim daha sonra İmran Tohumcu ile Wattpad üzerinden iletişime geçtiğimde, kendisi de üçüncü kitabın içine pek sinmediğini, beklediği gibi olmadığını bizzat paylaştı. Sözün özü: İlk iki kitap kesinlikle okunmaya, o heyecanı tatmaya değer. Ancak üçüncü kitaptan beklentinizi çok yüksek tutmamanızı öneririm. Okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar.
Ateş ve Suİmran Tohumcu · Epsilon Yayınevi · 20181,076 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Duvarların Ardındaki Çıplak Gerçek.
10/10
·192 syf.·
Beğendi
·
2025 58. kitabı
Kitabı ilk elime aldığımda, "Bu kitabın adı ne alaka?" diye sormuştum kendi kendime. Ancak sayfaları çevirip o duvarların arkasına adım attıkça, içim ezile ezile anladım ki; evet, bu anlatıya verilebilecek en doğru, en çarpıcı başlık kesinlikle "Kutsal WC" olmalıydı. Bu kitap benim için sadece bir edebi eser değil; içinde koca bir geçmişi, unutturulmak istenen gerçekleri ve insanlığın en ağır sınavlarını barındıran sarsıcı bir hafıza odası. Eser, geçmişte Diyarbakır zindanlarında yaşanan siyasi tutsakların gördüğü işkenceleri en çıplak, en gerçekçi haliyle gözler önüne seriyor. Kitabı okurken insanlığın, vicdanın ve aklın sınırlarının nasıl zorlandığına şahit oluyorsunuz. Türk olmayan insanlara şiddetle, işkenceyle "Sen Türksün, bunu kabul edeceksin" diye diretmek hangi akla, hangi vicdana sığar? Kitap, o dönemki iğrenç ve hastalıklı zihniyetin anatomisini çıkarıyor. Ne acıdır ki, bu ayrımcı zihniyetin kırıntıları dünyanın farklı yerlerinde hala varlığını koruyor. Sırf Kürtçe dışında dil bilmeyen, evladının veya eşinin görüşüne giden anaların, iki kelime Türkçe konuşamadı diye görevliler tarafından darp edilmesi, yerde sürüklenerek dışarı atılması... Bu sahne zihnime kazındı. Hangi vicdan, hangi adalet bu zulmü temizleyebilir? O lanet zindanlarda sessiz sedasız onca şehit verildi. Zulmü yapanlar sandılar ki her şey kapalı kapılar ardında kalacak, yanlarına kâr kalacak ve kimse bilmeyecek. Tahliyesi gelen tutsakları saniyesi saniyesine engellemeye çalışan, "Acaba dışarı çıkınca içerideki vahşeti anlatırlar mı?" diye ödleri kopan bir yönetim mekanizması... O dönemin cezaevi yönetiminin ve o baskıcı zihniyetin barbarlıkları bugün artık herkesin bildiği, saklanamaz bir gerçek. Ancak kitabın bize gösterdiği en önemli şey şu: Her zaman olduğu gibi, direnenlerin zaferi bu
Kutsal WCKamber Akbalık · El Yayınları · 201325 okunma
Çîroka Şervanê Kurdan ,Xeyri♡
10/10
·328 syf.·
Beğendi
·
2026 39. kitabı
"Ji bîrkirin îxanete. Xiyanetê em şikandin ne şer. Ma ne her tişt dawiyek heye? Çima dawiya êşê tune ye..." Bu kitap; ölümün o buz gibi soğukluğuna karşı sıcacık, tertemiz bir tebessümle direnenlerin ve ne olursa olsun pes etmeyenlerin hikayesi. Kitabın satırları arasında gezinirken zihnimde hep şu acı gerçek yankılandı: "Ez dikarim hemû tiştan jibîr bikim, lê xiyaneta wan kesan na jibîr dibe ku hevalê me winda kirin." Kitapta beni en derinden etkileyen karakter şüphesiz Xeyri oldu. Her şeye rağmen pes etmeyen, gerçekleri dünyaya haykırmak için adeta ölüme meydan okuyan bir irade... Kaç kez ölümün kıyısından döndü, kaç kez donmak üzereyken kendi kendini ayağa kalkmaya zorladı? Onun yaşadıklarını bir başkası yaşasaydı çoktan ölüme teslim olurdu. Xeyri’nin o sert ve dirençli duruşunun arkasında, içindeki o kadar tatlı, o kadar saf bir çocuk saklı ki... İnsanın onu sarıp sarmalası, bağrına basası ve dünyanın tüm kötülüklerinden koruyası geliyor. Xeyri’nin kendi kendisiyle olan içsel atışmaları, vicdani muhasebeleri ve her seferinde doğru karara ulaşma çabası, hepimizin ondan öğrenmesi gereken çok kıymetli dersler barındırıyor. Kitap bize en çok da şunu fısıldıyor: Ne olursa olsun, insan kendi değerlerine ve kendinden olana ölse bile ihanet etmemeli. Kitabı okurken heyecandan ve endişeden nefesimin kesildiği anlar oldu. Mereto köpeğinin yaşattığı hayal kırıklığından sonra, Xeyri; Bawer ve Murat ile karşılaştığında içimi büyük bir korku kapladı. "Acaba onlar da mı ihanet edecek?" endişesiyle sonraki sayfaları okumakta zorlandım. Kitabın derinliğini tam anlamıyla kavramak, sindire sindire okumak için kendimi ne kadar yavaşlatsam da bir baktım ki kitabın sonuna gelmişim. O kadar akıcı ve sürükleyici bir anlatımı var ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Xeyri; ne
Şervan
Gülümse Ölüm Utansın 2Xeyri Garzan · Aryen Yayınları · 2018189 okunma
Yorgun demokrat
10/10
·144 syf.·
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Ahmet Kaya'nın hayatı, aslında çoğunun kafasında kurduğu o boş senaryolardan ibaret değil. Bu kitap; onun bilinen ve bilinmeyen gerçeklerini, medyanın o dönemki iki yüzlülüğünü, sebepsiz yere ülkeden sürgün edilişini ve ailesinden uzakta, sevdiklerine, memleketine hasret bir şekilde bu dünyadan göçüp gidişini gözler önüne seriyor. Hâlâ daha Ahmet Kaya denildiği zaman insanlar ikiye ayrılıyor: Onu gizliden gizliye dinleyip "sevmiyorum" diyenler (en komiği de insan sevmediği birinin sesini dahi duymak istemez de hadi neyse...) ve onu açık açık sevip, her şarkısını dinleyip kendisinden, halkından bir parça bulanlar. Bugün biraz olsun kafasında soru işaretleri olanlara cevap olarak bu kitabı okumalarını öneririm. "Okumam" diyorsanız da iki dakikanızı ayırıp şu alıntıları mutlaka okuyun. Bu ülkede yıllardır diyoruz ki: "Kürt sorunu vardır." Kürde dair ne varsa, her zaman engel olmak için ellerinden geleni yaptılar; sürgün etmeye çalıştılar, yaşanan şehirleri, ormanları, doğayı yaktılar. Şimdi biz bunları dile getirdiğimiz zaman hemen "sen bölücüsün" ya da şu busun diyorlar. Ben bölücüysem, bu acılara gözünü kapatanlar ne? Her neyse, kızgın olduğum konularda sakin kalıp inceleme yazmak bana çok zor geliyor. Elimden geldiğince sert olmamasına dikkat ederek kitaptan devam etmek istiyorum. Ahmet Kaya; Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesini değil, daha da birleşmesini istediğini ve tam demokratik bir ülkede her ırktan insanla kardeşçe yaşamak istediğini anlatmaktadır her seferinde. Ancak devletin bu ülkede Kürtlerin de yaşadığını kabul etmesi, Kürt dilini ve kültürünü tanıması, doğudaki Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlere daha iyi eğitim ve yaşam koşulları getirilmesi gerektiğini vurgular hep. Hiçbir zaman hiçbir örgütü desteklemediğini, sanatın örgütler üstü olduğunu ve örgütlü
Ahmet Kaya: Yağmurlu Ülkenin Sürgün KonuğuKolektif · Gam Yayınları · 200539 okunma
Üniformalı katil ve sapıklar.
10/10
·418 syf.·
Beğendi
·
2026 12. kitabı
Nereden başlamalı bilemedim.. Kitabın bitmesini çok istedim bir an önce ve bir daha asla devam etmek istemedim. Akıcı bir dili olmasına rağmen yine de her bir satırında bir yandan acaba ne olacak diye beklerken bir yandan heyecan ve korku içinde satırları okurken buldum kendimi.. Okudukça Diyarbakır zindanları geldi aklıma kitabın ağırlığı ve o geçmişin verdiği acılar ağır geldi ... Eminim ki okuyacak olanlar benim ne demek istediğimi anlarlar. Burada da en güzeli o küçük çocuklar büyüdü ve kendi intikamlarını kendileri aldı bir nebze olsun çocukken onlardan çalınan bedenlerinin intikamı alınmış oldu Nokes gibi canilerin yaşamaya hakkı asla yok. İnsan nefret ediyor mesleğini layıkıyla yerine getirmeyen gardiyanlardan ,polislerden, müdürlerden özellikle de mesleğini pisliklerini devam ettirmek ve saklamak amaçlı yapan kendine kahraman gibi gösteren aslında beş kuruş etmeyen zihniyetsiz zavallı sapıklara verilen üniforma sadece ucuz bir bez parçası gibi üstlerinde duruyor ve bu onlar için ben herşeyi yaparım tüm yetki bende düşüncesine getiriyor ne zavallı bir düşünce.. Gülistan Doku arkadaşı Rojwelat ,Rojin Kabaiş ve daha niceleri gibi bir çoğu ve adını dahi bir çoğumuzun bilmediği kadınlar/ erkekler ve çocuklar hepsi bu tür sapıklar yüzünden dünyada cehennemi yaşayıp veda ettiler ne acı... Şu hayatta biraz yaşayıp sonra göçüp gidecektik buna da bazılarının pislikleri yüzünden bir çoğumuz hayata eksik şekilde veda etmek zorunda kalıyoruz.. Kitapta bir çok yerde etkileyici alıntıları var ama en vurucu olan ve okurken sadece sayfaya baktığım iki alıntı bırakıyorum aşağıya. "Kimsenin bunları duymaya ihtiyacı olduğunu sanmıyo­rum," dedi Michael. "Böyle yerlerde vakit geçiren bir sürü insan var. Neler döndüğünü hepsi biliyor. Daha önce içeri gir­meyenler de buna
SuskunlarLorenzo Carcaterra · Artemis Yayıncılık · 2012322 okunma