… üstelik bu acı o kadar kocaman ve çokyönlüydü ki, yolda ondan söz edebileceği birilerine de rastlamıyordu. Onu kimseciklere anlatmayı beceremezdi, eğitim düzeyini aşan bir acıydı bu.
Efendisine ne derece bağlı olduğu kendisine anlatılacak olsaydı buna itiraz da edebilirdi. Zahar bir kedinin tavan arasını, bir atın ahırını, bir köpeğin doğup büyüdüğü yuvasını sevdiği gibi seviyordu Oblomov’u. Efendisine olan bu bağlılığında kendine özgü bir düşünme biçimi oluşmuştu. Sözgelimi Oblomovka’daki seyisi aşçıdan çok, hayvanlara bakan Varvara’yı ikisinden çok, İlya İlyiç’i ise hepsinden az seviyordu. Oysa Oblomovka’nın aşçısı onun gözünde dünyanın en iyi aşçısıydı, İlya İlyiç de efendilerin en iyisi. Büfeci Tarask’tan nefret ederdi ama gene de Oblomovka’da olduğu için kimselere değişmezdi onu.
Onun konuşmasını biraz uzaktan dinleyen biri, köprünün üzerinden boş iki yük arabası geçiyor sanırdı. Yanında kim olursa olsun hiç sıkılmaz sözünü esirgemezdi.