“Korktuğumda rüyalarımda annemi görürüm...”
“Ben de.” diye düşündüm. Aynı rüyaları görüyorduk!
“Annemin benim gözlerimde Allah'a en yakın şey olduğu söylenebilir. Uyumaya çalışırken, onun yatağımın üzerindeki çerçeveden üzerime süzülen görüntüsüdür. Kabarık, beyaz bir bulut gibi gökyüzüne yükselip üzerime serin nefesini üfler. Hayattayken bunu gerçekten yapardı. Ben küçüktüm ama hatırlıyorum. Annem bunu Pakistan'da yaşadığı dönemde öğrenmişti. İnsan biri için dua okuyabileceği gibi birinin üzerine” de dua okuyabilirdi. Duayı, ruhuna erişine dek, onun üzerine üflerdi. Nefesini onun nefesine katardı. İşte insan birini böyle sever. Nefesiyle. Babam, annemin benim için dileklerde bulunduğu -Allah'ım, kızımın benim yaşıma geldiğinde de bir annesi olmasına izin ver ve dualarını üzerime üflediği geceler haricinde hiç tam anlamıyla Müslüman olmadığını söylemişti. ”
Cebimdeki telefonun öttüğünü duymuştum. Farhana'dan bir mesaj. “Bir camide on dört kişi öldürülmüş. Neden cami Nadir?” Ona şunları yazmıştım; “Bilmem. Allah'a sor istersen?” Telefonumu kapatmıştım. Bilgisayarımı kapatmıştım. Yürüyüşe çıkmıştım.
"Bir göçmene terk ettiği ülkenin zannettiği gibi olmadığını söylemek, bir babaya büyümüş olan kızının zannettiği gibi olmadığını söylemek gibi bir şey.”