Sevgi Soysal'ın okuduğum ilk kitabı.
Ankara'nın Yenişehir Sentinde geçen bir hikâye. Bir öğlenden sonra bir apartmanın bahçesinde devrilmek üzere olan yaşlı kavak ağacının çevresine toplanan mahalle sakinlerinin - ki bunlar en zengin ve seçkininden mahallenin delisine kadar her tabaka insanı kapsıyor- birbirleriyle bağlantılı ilginç hayatlarından kesitler sunuyor.
Hikâyeler ilginç ve ibretlik olduğu kadar sıradan aynı zamanda.
Kitabı okunur kılan ise akıcı, yormayan, hafif bir dil kullanılmasının yanısıra yazarın toplumun her kesiminin yaşantısına ve duygularına vakıf olması ve bunu çok başarılı bir akıcılık ve anlaşılırlıkla yazıya dökebilmesidir.
Ben okurken dinlendim, öğrendim, hissettim ve büyük zevk aldım.
Bir çok alıntıyı da paylaştım. Tavsiye ederim.
Ali ile Necmi hapishaneye düşmeyi biraz istiyorlardı aslında. Onlar için çok heyecan verici bir şeydi bu. Özellikle Necmi'nin çevresinden duyup anlattığı hapishane hikayeleriyle. Necmi'nin çingene soyundan hapishaneye düşen o kadar çoktu ki, analarıyle hapishaneye birlikte giren çocuklar, çıktıklarında böbürlene böbürlene anlatırlardı hapishaneyi. Kimilerinin ben Avrupadaykeni
gibi bir şeydi bu onların mahallesinde, ben hapishanedeyken. Necmi'yle Ali de hapishaneye düşünce ne yapacaklarını kurarlardı:
«Yankesicilik yaparız,» derdi Necmi.
«Hapse atarlar len?»
«Hapiste hapislik mi olurmuş?»
«Doğru ya orda her şey hak.»
«Her şey hak orda.»
Anlatılanlar, onların kafasında hapishanenin en özgür yer olduğu kanısını uyandırmıştı. O zaman yankesicilikle hapishaneden zengin çıkacaklarını kurarlar, eğlenirlerdi. Ama hapishaneye düşecekleri yoktu, anneanne onları polise vermiyordu ve anneanneye şaka yapmaktan öteye gitmiyordu yankesicilikleri. Ne de olsa efendi çocuktu Ali. Ayıbın anlamını bilirdi...