Mühendis ama azıcık edebiyatı, biraz da dil öğrenmeyi seviyor. Yeniden doğsa Fransız Dili ve Edebiyatı okurdu ama şimdilik mühendis olmak ile yetiniyor. :)
*Spoiler içerir*
Bilinmeyen Ada'yı aramak isteyen bir adamın öyküsünü okuyoruz bu kitapta. Adamın kim olduğunu bilmiyoruz, olayların nerede geçtiğini bilmiyoruz, aslına bakarsanız zamanı da bilmiyoruz. Ama sorun da etmiyoruz okurken.
Hikaye Bilinmeyen Ada'yı aramak isteyen adamın kralın kapısına dayanması ile başlıyor. Kral istekleri yerine getirirmiş, adamımız bir tekne istiyor ve kral da üç gün naz yaptıktan sonra kabul ediyor. Kralın hizmetçisi ise adamla bu adayı aramak istiyor ve "karar kapısı"ndan çıkarak sarayı terk ediyor. Birlikte teknede vakit geçirmeye başlıyorlar. Böylece tek kişilik başlayan hikaye iki kişiliğe dönüyor. Kitap kısa olduğu için; (resimlerle 60 sayfa ve büyük puntolu) bu kadar kısa zamanda nasıl olur da adayı ararlar diye düşünürken; adamın aradığının ada değil kendini bulmak olduğunu anlıyoruz. Şöyle diyor adamımız: "O adaya ayak bastığımda kendimi bulmak istiyorum." Yani adamımızın tek istediği; kendini tanımak için hayatından uzaklaşmakmış. Sonra kadını güzel bulduğunu fark ediyor adamımız, ama yolculuğu nedeniyle yakınlaşmıyor, o gece çeşitli rüyalar görüyor ve sabah uyandığında kadınla sarmaş dolaş olduğunu fark ediyor. Kitabımız da birlikte teknenin ismini Bilinmeyen Ada olarak yazmaları ile bitiyor. Son cümlesi yine çok hoş: "Bilinmeyen Ada nihayet denize açılmış, kendini aramak amacıyla."
Çok kısa bir kitap olmuş. O kadar kısa ki; adayı buldular mı, kadınla adama ne oldu soruları aklımıza takılıyor. Kısaca "peki şimdi ne oldu" diyoruz kitap bittiğinde. Ama yaklaşık bir saatlik olan bu yolculuk da iyi geliyor insana. Keyifle okumalar dilerim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yazar seveni çok olan biri evet, ama bu zamana kadar merak edip de okumamıştım kitaplarını. Kütüphane sayesinde okuyayım artık diyerek başladım.
1-2 günde bitebilecek kadar sarıyor hikayesi. Klasik aşk hikayesi diyorsunuz başlarda. Ortalara gelince okurken gülümsüyorsunuz, hoşunuza gidiyor Feza ile Koray'ın aşkı. Sonlara doğru hayal kırıklığı yaşıyorsunuz ayrılık nedeniyle. En sonunda ise trajedi oluyor. Son sayfalarında gerçekten ağladım, bu kadar duygu yüklü olacağımı düşünmezdim.
Kitabın sonunda bir de Koray'dan olduğu belirtilen şiirler var, onlar muhteşem şiirler değillerdi.
Türk yazarlar sürekli aynı konuyu aynı şekilde yazıyor gibi düşünüyorum ama neden ağladım sorusuna cevap veremiyorum şu an. Amacı ağlatmak ise, ki öyle olduğuna inanıyorum, yazarımız başarılı.
Tavsiye eder miyim? Duygusal bir kitap okumak isteyenlere evet, hazır olmayanlara hayır. İyi okumalar dilerim.