"İyi bir çocukluk geçirdiğimize inansak da, çocuklukla bir likte hayatımızın en kötü bölümünü de geride bıraktığımızı
söylerim.
"Bundan sonra başımıza ne gelirse gelsin, asla çocukluktaki kadar kötü olamaz:' derim. Bu iddiam, hemen her zaman tepkiyle karşılanır. Bana "Kötünün kötüsü var. İnsan
bundan sonra nelerle karşılaşacağını bilemez" gibi sözlerle karşı çıkarlar. Oysa çocuklukta yaşanan şeyin çok daha kötü olması, yaşanan şeyin kendisiyle ölçütebilecek bir şey değildir. Beş yaşında yaşadığımız şeyle on beş yaşında yaşadığımız şey arasında on yıl yoktur. On beş yaşında yaşadığımız şeyle
otuz yaşında yaşadığımız şey arasında on beş yıl olmadığı gibi.Yaşımız ne kadar küçükse o kadar kırılgan, savunmasız, kalıcı yaralar almaya açığızdır; ve yaşımız küçüldükçe, yaşanan
şeyi de artan bir şiddette duyarız. Bir yetişkinin beş yaşında bir çocuğa sözlerinin çocuk tarafından o yetişkinin o sözleri algıladığından çok daha yüksek şiddette algılanmasından
kötüsü, çocuğun zihnen de henüz, o sözlerin ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu değerlendiremeyecek kapasitede olmasıdır. Bize yapılan yanlışın yanlış olduğunu ayırt edebilmeyi
başladığımızda, maruz kaldığımız muamele karşısında artık çok daha güçlüyüz demektir. Çocuk otorite karşısında kızsa,
bağırsa, tepki verse de, içten içe kendisinin haksız, suçlu, tüm hücreleriyle "üst"ü olarak duyduğu otoritenin haklı olduğunu
düşünmeye ve hissetmeye meyillidir.
Çünkü ona bunu öğre öğretiriz."
"Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil
de insan kalmaksa, sonuçta ne fark ederdi ki? Duygularınızı değiştirmeleri olanaksızdı; siz kendiniz bile değiştiremezdiniz duygularınızı, isteseniz bile. Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en küçük ayrıntısına kadar açığa çıkarabilirlerdi; ama nasıl işlediğini sizin bile bilmediğiniz, yüreğinizin içi, sırrını korurdu. "
"Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde
buluşacağız," demişti O'Brien. Bu sözün ne anlama geldiğini biliyor ya da bildiğini sanıyordu. Karanlığın olmadığı yer, düşlenen gelecekti; hiçbir zaman göremeyeceğimiz, ama belli belirsiz de olsa paylaşabileceğimizi sezdiğimiz gelecek..."