Bazı geceler, bir adama bütün gücünle vursan bile karşındaki yere düşmezmiş.
Bunun sebebi diğer dövüşçünün dayanıklı olması değilmiş. Kanlar içinde, yalpalıyor olabilirmiş ama bir şey onu ayakta tutarmış.
Çalan gongla kurtulmayı umarmış.
Kazanmanın en öne çıkan tarzı değilmiş ama en azından mesafeyi kat ettiğini söyleyebilirmişsin. Boksta bunun anlamı bir gramlık saygıya tutunmakmış. Eğer hala ayaktaysan, ikinci bir karşılaşma şansı bile elde edebilirmişsin.
Bütün olay bitiş gongu çaldığında nerede olduğuna bağlıymış.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
- “Senin ne düşündüğünün hiçbir önemi yok. Benim de öyle. Asıl mesele ikimizin de arzulanan hedefe doğru yol almamız. Bu yolda ilk adım heksametre. Eğer tanrı senin aracılığınla konuşmaya tenezzül etmezse, yapılacak bir şey yok.”
- “Ama tanrılar gerçek, öyle değil mi?”
- “Evet,evet. Tabii ki gerçek. Aksi düşünülebilir mi? On iki Olymposlu var, sonradan eklenenle yine de on iki. Her şeyi tartışabilirsin, her yerde sorgulanacak bir şeyler bulabilirsin ve hatta her şey sana acı verebilir; yani Sokrates’e olduğu gibi. Bu anlamda o gerçekten bilge biriydi. Ama orada burada yoldan çevirdiği o adamları bir düşün, dostlarından bahsetmiyorum, yoldan geçen insanlardan bahsediyorum. Nereye kaçacaklarını şaşırırlarmış, bunun farkında mısın? Görüyorsun işte, onların dünyası değildi bu. O insanlar attıkları her adımı sorgulamazlardı, çünkü yürümek tabiatlarında var.”