Kendi" kelimesiyle başlayan cümleleri “kendi"si olarak kurabilenler medeniyet sahibidir. Yoksa mesele güç de değildir, zenginlik de. Her güç kazanma yolu zayıflıktan başlar. Önceden fakir olmayana nasıl "zengin oldu" diyebiliriz ki?
Muhammed İkbal, gözün, gönülle çatıştığı bu duruma "Zevahiri sevmek ve onunla ilgilenmek bu asrı rezil etmiştir. Bakışımız aydınlanmış ama gönül aynası bulanık kalmıştır. Nazar zevki tabiî hududunu tecavüz ettiği zaman, insan fikri dağılır ve perişan olur" sözüyle işaret etmişti.
Allah tarafından, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'ndeki Ekamî Efendi'nin elyazması Riyâzü'l-Kasımîn eserini buldum. Aslında kitabın yaklaşık yüzde 30-40'i miras hukukuna göre mirasçılar arasında arazinin nasıl parsellendiğiyle ilgiliydi. Biz öldüğümüzde bize ait mülkler başkalarına veriliyor. Bunların nasıl paylaştırıldığı İslam'da kesirlerle
açıkça belirtilmiştir. Bu yüzden Ekâmî Efendi buna önem vermiş ve başlığı "Riyâzü'l-Kasımîn" olarak koymuş. Ancak kitap, bu konudan daha geniş bir şekilde "fikh'ul umran" yani şehir planlama
kurallarıyla ilgiliydi. Yani camiler, sokaklar, bahçeler, Hristiyan ve
Müslüman toplulukların yaşam alanları, şehir duvarları ve savunma hatlarını ele alıyordu. Yapı malzemeleri, su, ağaçlar; bunların
hepsi şehirciliğin gerçek ve kapsamlı resmidir. Şehircilik dediğimiz şey, şehir planlama ve şehir kurmaktır. Riyâzü'l-Kasımîn de bize döneminin şehir organizasyonunun ve yönetiminin kanuni anlamda kurallarını veriyor. Ve pek çok İslami kavramı içeriyor. O
egin; önalım hakkı (sufa) ya da irtifak (gayrimenkuller üzerindeki hak tesisi) veya koruma (hima) gibi...