Öhhöm. Yahu lütfen şu kitaba feminist manifesto yaftası yapıştırıp durmayın, bu kitap feminizmden doğmadı, feminizmin bile doğduğu o vahşi ormanın ta kendisi o. Kokusu mis gibi toprak, kan ve ay ışığı; parfüm değil :)
Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar'ını bitireli birkaç gün oldu, hâlâ içimde bir yerlerde uluyor resmen, durmuyor arada da çizdiğim yerleri paylaşıyorum. Sevdiğim insanlarla da tekrar o bölümleri okuyup tartışıyoruz. Normalde kendine yardım ya da kadın ruhu tadında kitaplara biraz mesafeliyim, aman yine aynı şeyler diye geçiriyorum içimden ama bu kitap çok bambaşka bir yerden beni aldı ve değiştirdi.
Öncelikle şunu diyeyim: çok sayfalık bir Jungcu masal analizi kitabı bu. Ama o kadar akıcı ki, sanki ateş başında yaşlı bir kadın sana kendi hayatından, ninelerinden, büyük ninelerinden kalan hikâyeleri anlatıyor. Her masalın (La Loba, Mavi Sakal, Kırmızı Ayakkabılar, Çirkin Ördek, Vasalisa…) altında yatan arketipler o kadar net ve vurucu ki, bu benim hayatım dediğim yerler oldu defalarca. Siz de okuyunca onun aslında korkutucu bir öykü değil de bizi silken aslında oldukça aydınlık gerçekler olduğunu anlayacaksınız...
En çarpıcı bilgilerden biri şu: Estés, 20 yıldan fazla süre Kanton’da (yerli halkın arasında) yaşamış ve bu masalların çoğu oralardan derlenmiş sözlü gelenek. Estés kendisi Meksikalı-Kanton kökenli bir Jungcu bir psikanalist ve şamanik geleneklerden de besleniyor. Yani kitap ne saf Batı psikolojisi ne de New Age; tam arada, çok sağlam bir yerde duruyor.
Oprah; hayatımı değiştiren, Madonna; her kadının okuması gereken tek kitap demiş bu kitap hakkında. Ben de katılıyorum yürekten. Ayrıca cinsiyet ayrımı yapmadan erkeklerin de okuması gerektiğine inanıyorum. Kitapta Vahşi Kadını mutlu etmenin yollarından birisi Vahşi Adamdır