Düşüncem bütün dizgiselliğinden uzaklaştı. Kalemim kağıtların üstünde bir sarhoş gibi yürüyor. Ne bir şeyi anımsamak, ne de kurmak istiyorum. Hoşnutum yaşamımdan. Deniz, sonsuz memeli bir hayvan gibi uzanıyor önümde. Mavi bir kanguru gibi. Güneş onun karnındaki torbada oynaşıp duran şaşkın bir yumurcak. Yollarda portakal ağaçlarının kokusu, denizdeki bu görüntüyle sonsuz bir uyum içinde. Dudaklarımda ıslak bir tuz tadı...
Benim yaşamım bir yinelemeden, kör bir nokta çevresinde dönen bir düşünceden başka bir şey değil sanki. Ne övüncüm var bu durum karşısında, ne yerinmek gibi bir duygum. Bir gün, bütün bu devinimsiz gibi görünen şeyler bir tortu olarak çökecek bir yerlerime. İşte o zaman yenilendiğimi, bir birikimi çoğulladığımı, bir çıkış kapısını araladığımı anlayabileceğim. Şimdi çok uzağım bunlardan. Eleğim suyu bile geçirmiyor öte yana, hep kuşkulu, tetikte ve sorgulayıcı. Bir gün soralar bile bitecek. Yaşam başlayacak durgun ve bütün yalınlığıyla. Yağmurun dövdüğü topraklarda iliklerine kadar ıslanan güneş, artık yeni bir şeylerin başlangıcı olacak... Gelecekten söz etmiyorum. Hayır, kesinlikle. Bir tek şunu söyleyeyim sana, ki bilmen gerekir, bütün zaman kiplerini yitirdim ben. Bir kum saati var elimde. Bu doğru. Ama mızıkçılık edip sonuna kadar akmasını beklemeden ikide bir, aklıma estikçe onu ters çevirmediğimi kim söyleyebilir?