Çin’de bir şantiyede çalışırken, yedi yaşındaki oğlu Tom’un öldüğünü öğrenen Dani, haberi alır almaz Fransa’ya eşi Nora’nın yanına dönerek cenaze hazırlıklarına başlar. Fakat oğlunun ölümünü kabullenmekte zorlanmakta, yas tutmayı reddetmektedir. Yılın büyük bir kısmında onu evinden uzak bırakan bir iş seçtiği, oğluyla istediği kadar vakit geçiremediği için pişmandır. O bu duygularla mücadele ederken hiç beklenmedik bir şey olur, küçük Tom karşısında belirmiş onunla konuşmaktadır. Başta aklını kaçırdığını düşünen Dani, çok geçmeden oğlunun büyülü ve açıklanamaz bir biçimde yeniden ortaya çıkışını kabullenir. Birlikte daha önce planlasalar da bir türlü gerçekleştiremedikleri bir ada yolculuğuna çıkarlar.
Alain Gillot bir ailenin en sancılı zamanlarını konu alan bu romanında yas tutmanın farklı türleri, bir babanın oğlundan öğrenebilecekleri, hayattaki ezberlerimiz ve gönlümüzden geçenler üzerine yalın, zarif ve samimi bir romana imza atıyor.
Kalpleri (her şeye rağmen) ısıtan bu narin, kadifemsi yas hikâyesinde –saklanan, görmezden gelinen ölüm, yanı başımızda olsa bile– sevgi, korkunç gerçeğe galip geliyor. Bir nevi delilikle, bir başka boyuta geçen babayla tanışıyor, ona eşlik ediyor, onu anlıyoruz.”
-La Voix du Norde
Bir Ada İcat Etmek
18. yüzyıl Alman edebiyatının önde gelen isimlerinden Friedrich Schiller dramlarıyla Alman tiyatrosunun standart repertuvarında yer alır. Aynı zamanda bir öykücü de olduğu pek bilinmez.
Schiller, dramlarında olduğu gibi öykülerinde de sahicilik arayışına girer ve karakterlerinin psikolojik gelişimine odaklanır. Ceza ve yargı sistemi de dahil olmak üzere toplumsal meselelerin salt insanı göz ardı ettiğini düşünen Schiller, insan psikolojisine eğilir. Bu öykülerde ahlaki ikileme düşen, umutsuzluğa sürüklenen, suça itilen insanın açmazını yaşarız.
Ihlamurlar Altında Gezinti başlığı altında toplanılan bu küçük kitap, Schiller’in 1782-1792 yılları arasında kaleme aldığı öykülerini içeriyor
Ihlamurlar Altında Gezinti
50’li yaşlarda doktor olan yazarın Amerika’dan Avusturalya’ya taşınması ile başlıyor macerası.
Avusturalya’nın kurak kesimlerinde yaşayan ve kendilerine ‘Gerçek Insan’ diyen, günümüz şartlarına uyum sağlayamamış, sağlamak istememiş, olabildiğince ilkel ve toplumun kabullenemediği bir kabile Aborjinler.
Yaşamları beni çok etkiledi. Maddeye ihtiyaç duymadan yaşamlarını sürdürmeleri, toprağa, havaya, suya, güneşe duydukları saygı ve bunu gösterme şekilleri inanılmazdı. Unuttuklarını hatırlatıyor insana…
Okunması çok kolay, kalemi hafif, su gibi akan bir kitap. Olay örgüsü çok uç noktada heyecanlar heyecanlar yaşatacak bir roman değil fakat verdiği keyif ve öğretileri paha biçilemez. Çok tavsiyedir
Bir Çift YürekEren Yücesan Cendey
Yalnızlığını kabullenmiş ve bir şekilde hayatta varolma çözümü bulmuş iki mutsuz insan karşılaştığında birbirinin sığınacak limanı mı olur, yoksa alabora mı? Hayatta bir iz bırakmaya çalışmak, var olduğunu gösteren bir direniş midir yoksa yenilgiyi kabulleniş mi? İnsanın kendini yaralaması daha mı iyidir başkasında yaralar açmaktan?
Babaannemin Usturası tüm bu soruların cevabını arayan iki kişinin hikâyesini anlatıyor; Esra Pekin’in kendine has diliyle, oyun, sinema ve müzikle yoğurulmuş anlatısı sürpriz sonuyla okuru derinden etkileyecek…
“Tek bir işe yaradı bunca zaman, bunca merak; bir zamanlar umutla cevabını aradığın, bulunca anlayacağını sandığın, zamanını yollarına adadığın ne varsa, hepsini çöpe attın. Hayatını boşa harcadın. Geç de olsa anladın. Çok bilinmeyenli bu denklemi çözmek için fazla ahmaksın. Yani insansın. Bıraktın. Sağlamasını yaptığında hep yanlış sonuca ulaştığını kavradın. Kendine kalanla yetinmeyi, hayatı vaadettikleriyle sürdürebilmeyi, kendince yöntemler geliştirmeyi, fazlasını istemeden önce iki defa düşünmeyi erdem sayanlardansın. Yöntemlerin tuhaf karşılanabilir. Alışılmışın dışında sayılabilir. Yadırganıp, ötelenebilir.
Kimisini kan tutabilir. Keyifleri bilir.
Canını yakmak, nefes aldığını hatırlatabilir.
Anlatmak zor, pek zor olabilir.”
Babaannemin UsturasıEsra Pekin
Aşk acısıyla başa çıkmaya çalışan Feribe, ona acı veren tatlı anılarını unutmak için Mazi İmha Merkezine başvurur. Feribe yana yakıla geçmişiyle uğraşırken zaman zaman kendine kızıcak , zaman zamanda kendini şefkatle kucaklayacak.
Unutma dersleri, Nermin Yıldırım ile tanışma kitabım oldu. Nermin yıldırım neşeli diliyle gülümsetirken bir yandan da hayat karşısında ki çaresizliğimizi sarsıcı bir biçimde yüzümüze vuruyor.
”Beyinde boş arazi gerektiğinden değil, biteviye üzüntüden yaka silktiğinden unutmak istiyordu insan.”
”Bazı sorunlar çözmeye çalışınca değil de, üzerine düşünüp dertlenmekten vazgeçince kendiliğinden çözülüyor gibiydi. Bir problem çözme tekniği olarak oluruna bırakmak!”
Unutma DersleriNermin Yıldırım