Anadolu’yu tarihindeki tanrılarla birlikte ele alıyor anlatıyı daha tepeden, daha kapsayıcı bir yerden kuruyor. Olympos’tan söz ediyor, Zeus’u, Athena’yı, Apollon’u anlatıyor ama bir süre sonra anlatı gökyüzünde kalmıyor, yavaş yavaş yere iniyor. Girit’ten Mykene’ye, Hititlerden Kybele’ye uzanan çizgide tanrılarla birlikte insanın dünyaya bakışı da değişiyor.
Bir yerde doğanın karşısında duran insanı, başka bir yerde doğayla iç içe geçmiş, onu anlamaya çalışan bir insanı anlatıyor, Tanrılar çoğaldıkça aslında insanın korkuları, ihtiyaçları ve arayışları da çoğalıyor.
Mitolojik hikayelerin anlatısıyla Tanrılar sadece isim olmaktan çıkarıyor, bir düşüncenin ve bir yaşam biçiminin parçası haline getiriyor . Apollon’da düzen ve akıl Dionysos’ta taşkınlık ve coşkuyu öne çıkarıyor, Kybele’de ise toprağın kendisi gibi konuşturuyor.
Yazar bazı kavramların kökenine de değiniyor, kitabı sadece mitleri anlatan bir metinin yanında, kültürün nasıl oluştuğunu, nasıl taşındığını gösteren bir metne dönüştürüyor.
Anadolu sadece bir coğrafya değil, yaşayan bir hafıza. Bu hafızanın içinde tanrılar da var, insanlar da, korkular da, akıl da. Halikarnas Balıkçısı bu kitabıyla o hafızanın kapısını aralıyor ve okuru içine çağırıyor. Anadoludaki tanrılardan oluşan mitolojiyi Yazarın özenli üslubuyla okumak isteyenler için güçlü bir metin olacaktır.
Herkese keyifli okumalar.