Berceste

Anadolu Tanrıları
Puan vermedi·148 syf.·
2026 55. kitabı
Anadolu’yu tarihindeki tanrılarla birlikte ele alıyor anlatıyı daha tepeden, daha kapsayıcı bir yerden kuruyor. Olympos’tan söz ediyor, Zeus’u, Athena’yı, Apollon’u anlatıyor ama bir süre sonra anlatı gökyüzünde kalmıyor, yavaş yavaş yere iniyor. Girit’ten Mykene’ye, Hititlerden Kybele’ye uzanan çizgide tanrılarla birlikte insanın dünyaya bakışı da değişiyor. Bir yerde doğanın karşısında duran insanı, başka bir yerde doğayla iç içe geçmiş, onu anlamaya çalışan bir insanı anlatıyor, Tanrılar çoğaldıkça aslında insanın korkuları, ihtiyaçları ve arayışları da çoğalıyor. Mitolojik hikayelerin anlatısıyla Tanrılar sadece isim olmaktan çıkarıyor, bir düşüncenin ve bir yaşam biçiminin parçası haline getiriyor . Apollon’da düzen ve akıl Dionysos’ta taşkınlık ve coşkuyu öne çıkarıyor, Kybele’de ise toprağın kendisi gibi konuşturuyor. Yazar bazı kavramların kökenine de değiniyor, kitabı sadece mitleri anlatan bir metinin yanında, kültürün nasıl oluştuğunu, nasıl taşındığını gösteren bir metne dönüştürüyor. Anadolu sadece bir coğrafya değil, yaşayan bir hafıza. Bu hafızanın içinde tanrılar da var, insanlar da, korkular da, akıl da. Halikarnas Balıkçısı bu kitabıyla o hafızanın kapısını aralıyor ve okuru içine çağırıyor. Anadoludaki tanrılardan oluşan mitolojiyi Yazarın özenli üslubuyla okumak isteyenler için güçlü bir metin olacaktır. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
Anadolu TanrılarıHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 2005568 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Parmak Damgası
Puan vermedi·133 syf.·
2026 54. kitabı
“Denizin yüzünde gene yoksulluk, gene yapayalnız ay ışığı.”(s.57) Halikarnas Balıkçısı tarzıyla daha ilk satırlardan kendini hissettiriyor, denizi bir fon gibi değil hikayelerinin kalbi gibi kuruyor, denizin insanın içine nasıl yerleştiğini hissettiriyor. Hikayelerinde deniz bazen çağırıyor, bazen korkutuyor, bazen de insanı kendine bağlıyor, üslubuyla karşılıklı ve derin bir ilişkiye dönüşüyor. Yazar denizi anlatırken aslında onunla yaşayan insanın kaderini, iç dünyasını ve arasındaki bağı yazıya döküyor. Parmak Damgası yazarın farklı dönemlerde yazdığı ve farklı kitaplarda yayımladığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşuyor. Ege Kıyılarından, Ege’nin Dibi ve Gülen Ada gibi kitaplardan seçilen hikayeleri bir araya getiriliyor. Hikayelerinde ekseriyetle aynı yerden besleniyor, denizle iç içe yaşayan, hayatını onun ritmine göre kuran insanları çıkarıyor karşımıza. Biri tutkularının peşinden giderken sınırlarını zorluyor, biri kayıplarla yüzleşiyor, biri hayata yeniden tutunmaya çalışıyor. Öyküleri bu insanların büyük sözler söylemesine gerek kalmadan iç dünyaları kendiliğinden açılıyor. Dil sade kalıyor ama hissi denizler gibi derinleşiyor, ve anlatılan her şey daha gerçek, daha dokunulur bir hale bürünüyor. Her biri farklı bir deniz dalgası gibi ama hepsi aynı deryaya çıkıyor, kimi daha sert, kimi daha sakin, kimi daha içe dönük bir ton taşıyor. Okudukça bir coğrafyanın ruhunu ve insanını tanıtıyor. Eğer denizin yalnızca bir manzara olmadığını, bir hayat biçimi olduğunu görmek istiyorsanız, Halikarnas Balıkçısı ’nın hikayeleri manzarayı dışarıdan anlatmıyor, doğrudan hayatın içinden aktarıyor. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
Parmak DamgasıHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 2007210 okunma
Denize Müptela
Puan vermedi·192 syf.·
2026 53. kitabı
“Akşam oluyor. ışık şive değiştiriyordu.” (s.19) Halikarnas Balıkçısı kelimelerini dalga dalga kuruyor, hikayesi ilerledikçe okuyanı kıyıdan alıp suyun içine bırakıyor. Deniz, rüzgar ve ışık bir araya geliyor, insanın ruhunda bir hareket başlatıyor. Aganta Burina Burinata hareketin ismi oluyor, yelken açtıran bir komutken, zamanla insanın içindeki taşma isteğine dönüşüyor. İnsanı olduğu yerden söküp daha ileriye sürüklüyor. Alıntıdaki gibi akşamın o yumuşayan ışığında dünya nasıl rengini değiştiriyorsa Mahmut’un hayatı da yavaş yavaş yönünü buluyor. Havanın dilindeki şivesi de hayatı gibi değişiyor. Daha çocukluğunda denize bakarken içinde tarif edemediği bir şey uyanıyor, sanki gördüğü şey yalnız su değil de başka bir hayatın çağrısı oluyor. Etrafındaki insanlar toprağın düzenini, alışılmış yaşamı, güvenli olanı gösteriyor ama Mahmut’un içi hep denize kayıyor. Kıyıya her yaklaşışında biraz daha değişiyor, biraz daha kendine yaklaşıyor, denizin sesi onun için dışarıdan gelen bir ses değil, içinden konuşan bir şey gibi oluyor. Zaman geçtikçe Mahmut’un bu hissi büyüyor bir meraktan çıkıp hayatın merkezine yerleşiyor. Mahmut bir yandan herkes gibi yaşamanın mümkün olup olmadığını yokluyor, bir düzen kurmanın yollarını arıyor ama içinde hep eksik kalan bir yer oluyor. Ne zaman denizi düşünse içi açılıyor, ne zaman ondan uzak kalsa bir şeyler daralıyor. Akşamın ışığı nasıl değişiyorsa, Mahmut da fark etmeden değişiyor, ama bu değişim onu hep aynı yere, denizin çağırdığı o iç sesi duymaya götürüyor. Denize müptela olan Mahmut’un hikayesi deniz gibi derin ve insanın içine işleyerek ilerliyor. Okudukça onunla birlikte değişiyor, Denizle insan arasındaki bu güçlü bağı hissetmek isteyenler okudukça Mahmut’la birlikte denizin dalgalarının hayata değişini seyrüsefer edecektir. Herkese keyifli
Bercesteden
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma