Az sonra On Birlerin uşağı gelerek ona şöyle dedi:
— Sokrates, başkalarına ettiğim sitemi sana edemem. Onlardan, arhonların buyruğu üzerine, zehri içmelerini istediğimde kızıyor ve beni lanetliyorlar. Ama sen, bu süre içinde birçok kez tespit ettiğim üzere, şimdiye kadar buraya gelen en cesur, en yumuşak huylu ve en iyi kalpli insansın. Şimdi bile bana kızıp gücenmediğinden eminim. Sen durumunun sorumlularını biliyor, onlara kızıyorsun. Sana neler söylemeye geldiğimi biliyorsun. [116a] Haydi yolun açık olsun! Mümkün olduğu kadar kaçınılmaza tahammül etmeye çalış!
Adam bunları söyledikten sonra gözleri yaşardı ve sırtını dönerek uzaklaştı. Sokrates onun tarafına bakarak:
— Hoşça kal, dedi, bize söylediklerini yapacağız. Sonra da bize dönerek: Ne ince düşünceli bir insan, dedi. Burada bulunduğum süre içinde beni görmeye geliyor, benimle sohbet ediyordu. Çok iyi bir insan, şimdi de beni nazikçe ve gözünde yaşlarla uğurluyor. Haydi bakalım Kriton, sözünü dinleyelim. Ezilmişse zehri getirin, değilse adam onu ezsin.
— [116e] Eğer yanılmıyorsam Sokrates, güneş hâlâ dağların tepesinde, daha tamamen batmadı, dedi Kriton. Başka mahkûmların verilen emirden çok sonra, iyice yiyip içtikten ve sevdikleriyle baş başa kaldıktan sonra zehri içtiklerini biliyorum. Acele etme, daha çok zamanın var.
— Elbette Kriton, sözünü ettiğin adamların böyle davranması çok doğal! Öyle yaparak bir şeyler kazandıklarını sanıyorlar. Ancak benim de onlar gibi davranmamam doğal! Zehri biraz geç içmekle [117a] hiçbir şey kazanmayacağıma, tam aksine elimde hiçbir şey kalmadığı hâlde hayata sımsıkı sarılarak onu sürdürmeye çalışmamın gülünç olacağına inanıyorum. Haydi sözümü dinle de bana itiraz etme.