İki artı ikinin dört ettiğinin asla kanıtlanamayacağı, kanıtlansa da kimsenin umrunda olmayacak bir dünyada geçen bu roman geçmişten, gelecekten ve şimdiden yani bizi tek yapan dünyadan birçok iz barındırıyor. Her toplum her düzende her olayda olduğu gibi bu toplumda da dünya üç kesime ayrılır; yüksek kesim, orta kesim, alçak kesim olmak üzere. Yüksek kesim orta kesim ve alçak kesime iktidarlık eder. Yüksek kesim iktidarlıktan sıkıldığında veyahut orta kesim yüksek kesimin iktidarlığından sıkıldığı vakit alçak kesimi de yanına alan orta kesim yüksek kesimi orta kesim, kendilerini de yüksek kesim ilan ederler. İş tahtın başına geçtiği zaman herkesin yaptığı gibi kendilerinden aşağı görülen insanları umursamamaya başlarlar. Bu düzen her zaman böyle devam eder. Yüksek kesim ve orta kesimin arasında oynanan bir oyun gibidir adeta. Alçak kesim hiç bir zaman bu oyuna müdahale edemez ve etmesine izin verilemez. Okyanusya da kendilerinin diktatörlüğününün bozulmasına asla izin vermez. Orta kesimede bunu yaftalatmaya çalışır. Okyanusya'nın bu planıyla iktidar tek başına oynanan bir oyun olacaktır. Zamanla kimse Büyük Biradere engel olmayacaktır. Büyük Birader yalnızca bir simgedir. Dergilerin yüzü olan mankenler gibi. Okyanusya Doğuasya ya da Avrasya ile savaşta olabilirdi. Bunun hiçbir önemi yoktu. Önemli olan tek şey partinin sizden istediği coğrafyayla savaşı sürdürdüğünü düşünmenizdir. (Parti başka coğrafya ile savaşıyor olsa bile.) Eşitlik kavramının da artık hiçbir önemi kalmamıştır. (Dünyanın artık bunu sağlayacak maddi olanakları olsa bile insanların bunu sağlayacak zihniyetleri yoktu.)
1984 bu distopya ve gerçekçiliğin arasında kalmış Winston Smith'in zamanla kendi gerçekçiliğinden kopuşunu anlatıyor.