Ben hep senin gözlerinin içine bakıyorum, farkında mısın? Oysa sen sürekli tek kişilik hikâyelerle sürdürüyorsun hayatını, bunun benim için ne kadar kırıcı olduğunu bile göremiyorsun. Üstelik gel benim yaralarımı gör demiyorum sana, içindeki yaraları bana da göster, birlikte bakalım diyorum. Bunu bile yapmıyorsun. Bu kadar yakınındayken, bu kadar uzak olmanın beni kırdığının farkında değilsin, çünkü hep kendine bakıyorsun. Seni tanımasam bencilin biri olduğunu söyleyeceğim. Dilim varmıyor, böyle biri olmadığını biliyorum. Bir kere de benim tarafımdan bakmayı dene, uçurumun kenarında duruyorum. Senin yalnızlığının kıyısında. Beni yanına almıyorsun, benim yanıma da gelmiyorsun. Çok sevdiğin bir ayakkabının ayaklarını vurması gibi, bir gün açılacak ve artık acıtmayacak diyorsun, her seferinde yara bere içinde eve dönüyorsun."
Geç kaldın. Asıl yapman gereken bu değildi. Kendini affetmeyi gururuna yediremedin. Kendine merhamet edemedin. Bu yüzden de başkalarının merhametini aramak, bulmak, sığınmak kaçınılmaz oldu.