Betül Tuğçe Ocak

Betül Tuğçe Ocak
@Betultugcee
Babalar ve Oğullar
9/10
·264 syf.··
2023 50. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2023 12:52
Babalar ve Oğullar için kuşak çatışmasını konu alan ilk kitap diyebiliriz. Kitabın ana karakterleri ise sırasıyla şöyle; etkilerini ilk kes Rusya’da göstermeye başlayan Nihilizm (hiççilik)’den etkilenen Bazarov. Bazarov’un üniversitede tanıştığı ve kısa sürede fikirleriyle etkisi altına aldığı, soylu bir toprak sahibinin oğlu Arkadiy. Arkadiy’in babası Nikolay Petroviç ve amcası Pavel Petroviç. Kitap boyunca yazarın da olayların akışına müdahale ederek belirttiği gibi sürekli eski-yeni çatışmasına şahit oluyoruz bu hikayede. Ancak ben ne Bazarov’un ne de Arkadiy’in Nihilizm’e tam olarak hakim olduğunu ve bu düşünceye tam anlamıyla uygun bir yaşam sürdürdüklerini düşünmüyorum. Bana göre onlar, üniversite için şehir dışına çıkıp ilk kez özgürlüğü tadan ve yaşları itibariyle de ‘her otoriteyi’ inkar etmeyi doğru bulan iki genç yalnızca. Bazarov’un karakter olarak her şeyle alay eden, duygulara ve hatta bilime dahi inanmayan, umursamaz biri olması onu Arkadiy’den bir nebze de olsa ayırıyor gerçi. Kitapta en sevdiğim karakter Arkadiy’in amcası, eski bir asker emeklisi olan Pavel Petroviç oldu. Tepeden tırnağa eskiyi, aristokrasiyi temsil eden bu yaşlı adamla Bazarov’un tartışmalarını okumak büyük bir zevkti benim için, kitapta bu tartışmalara daha fazla yer verilseydi itiraz da etmezdim kuşkusuz. Ancak hikaye bir süre sonra -her klasik eserde olduğu gibi- umutsuz bir aşk hikayesine evrildi. Duygulara ve aşka inanmayıp her fırsatta bunların yapay olgular olduğunu savunan Bazarov, inandığı hiçbir ilkeye uymayan bir kadına; Anna Sergeyevna’ya aşık olur. Burada özellikle belirtmek istediğim bir şey var; kitaptaki baş kadın karakter olan Anna Sergeyevna klasik edebiyatta alışageldiğimiz kadınlardan oldukça farklı. İlk kocasıyla yalnızca rahat etmek için evlenen Anna, yaşlı
Edebiyat
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaprak Dökümü
8/10
·160 syf.··
2023 42. kitabı
Kitap, döneminde yayınlanan pek çokları gibi eski-yeni çatışması, yanlış anlaşılan Batılılaşma, geçim güçlüğü, namus gibi kilit konuları ele alıyor. Aslında başlığı dahi kitabın çok da günlük güneşlik olaylardan bahsetmediğini anlatıyor bize. Doğru bildiğinden şaşmayan ve en büyük erdemin dürüstlük olduğuna inanan Ali Rıza Bey, biraz da bu nedenle Trabzon’daki görevinden uzaklaştırılıyor. Çareyi İstanbul’a taşınmakta bulan ailenin hikayesi de asıl burada başlıyor. Çocuklarına çok iyi bir eğitim ve terbiye verdiğinden emin olan Ali Rıza Bey, içten içe en çok onlarla sınanmaktan korkuyor. Çünkü çağın değiştiğinden, eskiden doğru olanın şimdi yanlış olduğundan, ve paranın hükmünden haberdâr. Ailede bir ‘yaprak dökümü’ yaşanmasından korkan baba, Ferhunde’nin eve gelin olarak gelmesiyle korktuğu her şeye birebir tanıklık ediyor. Ferhunde, Ali Rıza Efendi’nin gözünde tüm kötülüklerin kaynağı olsa da zannımca hikayede masum bir karakter yoktur. Ferhunde’nin gelişi olsa olsa olayları biraz hızlandırmıştır. Ali Rıza Efendi’nin kabahati çağın gereklerini yok sayıp çocuklarını dünyadan habersiz büyütmektir. Karısı Hayriye Hanım’sa Ali Rıza Bey’den çok daha gerçekçi biri olmasına rağmen çocuklarına karşı duyduğu zaaf, onu doğru yerde doğru kararlar almaktan alıkoymuştur. Sonunda çocukların doğumundan beri korumaya çalıştıkları denge, yaşadıkları eski köşk gibi gıcırdamaya ve yıkılmaya başlamıştır. Yazar, ailenin beş çocuğu üzerinden yanlış anlaşılan Batılılaşma’yı oldukça etkili bir şekilde ifade etmiş. Kitabı bitirdikten sonra aklımda Hayriye Hanım’ın sözleri kaldı: “ Parasız namus nihayet bir iki göbek dayanır.”
Edebiyat
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 201636,1bin okunma
KIRMIZI PAZARTESİ, İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü
9/10
·112 syf.··
2023 39. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2023 16:06
Henüz kitabı okumaya başlamadan başlığın altında şu yazıyı görüyoruz: “İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü” Doğal olarak insanın aklına hemen şu soru geliyor; herkesin gerçekleşeceğinden haberdar olduğu bir cinayet nasıl önlenemez/ önlenmez? Bunun mümkün olamayacağını düşünüp sayfaları çevirdiğimizde kitabın ilk cümlesi yanıldığımızı kanıtlıyor bize: “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı.” Ve evet, geriye kalan yaklaşık yüz sayfa boyunca başlıktan itibaren bildiğiniz bir gerçeğin değişmesini bekliyorsunuz boş yere. Gabriel García Marquez’i daha önceden okuduysanız, onun hikayelerinin geçtiği dünyadan uzakta, zamanın durduğu tozlu kasabaları bilirsiniz. İşte kitabımızın baş karakteri Santiago Nasar da tam olarak böyle bir kıyı kasabasında herkesin bildiği ve beklediği bir ‘namus cinayeti’ ne kurban gidiyor. Devam eden yüz sayfa boyunca okur elinde olmadan “Tamam, şimdi haber verecekler. Cinayeti engelleyecekler.” diyor, en azından ben -ikinci okuyuşumda dahi- bu duygularla okudum kitabı. Ancak üstte de belirttiğim gibi bu cinayet kimsenin müdahale etmediği bir ‘gösteri’ ye dönüşüyor. Tıpkı bir gece önce meydanda yapılan düğün gibi meraklı izleyiciler çekiyor kendine. Hikaye boyunca insan sormadan edemiyor; neden hiçbir karakter ‘dişe dokunur’ bir hamle yapmıyor, cinayeti engellemeye -en azından- Nasar’a haber vermeye çalışmıyor? Bu soruya her okur kendince cevaplar bulabilir elbette ama benim çıkardığım sonuç şu oldu: García Marquez, toplumu ve belki de toplumun bir parçası olan okuru suçluyor hikayesini yazarken. Şimdiye dek gören, görmezden gelen, kanıksayan toplumu suçluyor. Yazarın da dediği gibi; suçu toplum hazırlar, bireyler işler.
Edebiyat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma