Halide Edib Adıvar’ın bu ölümsüz eseri, Milli Mücadele’nin sadece cephede değil, aynı zamanda toplumun içindeki karanlık zihniyete karşı da nasıl zor şartlar altında kazanıldığını tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Aliye Öğretmen, sadece çocuklara alfabe öğretmeye değil, bir milletin kaderini değiştirecek "bilinci" aşılamaya giden bir fedakarlık sembolü. Onun, zengin ve nüfuzlu ailelere boyun eğmeden öğrencisinin hakkını koruması, aslında korkusuzluğun ilk dersidir. Ancak ne acıdır ki, karşısındaki düşman sadece Yunan işgalcisi değildir; ondan daha tehlikeli olan, dini kendi kirli çıkarlarına alet eden Hacı Fettah zihniyetidir.
Kitapta beni en çok sarsan nokta; vatanı için canını ortaya koyup Yunan kumandanının yanına giden Aliye’nin, asıl "vatan hainleri" tarafından iffetsizlikle suçlanıp linç edilmesi (recm) oldu. Dini kullanarak halkı galeyana getirenlerin, vatan kurtulduğunda ise hiçbir şey olmamış gibi "en büyük vatansever" kesilmeleri, tarihin en acı ironilerinden biri olsa gerek.
Vurun Kahpeye, cehaletin ve bağnazlığın birleştiğinde ne kadar vahşileşebileceğini gösterirken, Aliye’nin şahsında bağımsızlık ateşinin asla sönmeyeceğini kanıtlıyor. Okurken hem hüzünlendim hem de bu toprakların hangi bedellerle vatan yapıldığını bir kez daha derinden hissettim.