"Sende bir takım huylar vardır. Bunların kimi senin yaratılışındandır, kimi de yaratılışından gelmeyip sende sonradan ortaya çıkmıştır. Eğer sana iyileştirici bir el değerse seni temizler, sen de temizlenebilirsin. Ama senin önüne bir aldatıcı düşecek olursa, onun ardından yanlış yollara gidersin."
Bu roman gerçekten derin bir dramdı. Sayfaları okurken yaşanan acıları adeta içimde hissettim. Savaşın ortasında verilen kayıplar, yarım kalan hayaller, anne babasız kalan çocuklar ve sahipsiz bırakılan kadınlar insanın yüreğini sızlatıyor. Kadınların maruz kaldığı baskı, şiddet ve zorbalık sahneleri oldukça sarsıcı bir etki bırakıyor.
Yazar, savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını; asıl yıkımın evlerin içinde, insanların günlük hayatlarında gerçekleştiğini gösteriyor. Çocukların yetim kalması, kadınların çaresiz bırakılması ve ailelerin dağılması...Bu durum, savaşın toplumsal yapıyı nasıl derinden sarstığını açıkça ortaya koyuyor.
En üzücü tarafı ise anlatılanların kurgu olsa da gerçek hayatta karşılığının bulunmasıdır. Afganistan’da yaşanan savaşların ve Taliban döneminin izleri, romandaki olayların ne kadar gerçekçi olduğunu hissettiriyor.Bunların yanında,yaşadıkları onca acıya sıkıntıya rağmen çocukları için kendilerinden vazgeçmeden, pes etmeden mücadele eden iki kadının da hikayesini okumuş oluyoruz. Yaşadıkları korkuya rağmen cesur kalmaları, en zor şartlarda bile insanın direnme gücü bulabileceğini gösteriyor. Bu iki kadının mücadelesi, romanın karanlık atmosferi içinde bir umut ışığı gibiydi. Onların direnci, insanın kendini kaybetmeden, pes etmeden hayata tutunabileceğini gösteriyor;savaş ortamında bile.