1. "Usulü dairesinde bir orta tahsili de olmadığı halde, Edirne postanesinde bir küçük memurun bir gün bir imparatorluğun, baş vekili olabilmesi için elbette bazı vasıfları olması gerekir. Onun para ve menfaat oyunlarına karışmadığı da anlaşılmaktadır. Ama 1889'da Paris'te kurulan eski Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin başkanı Ahmet Rıza beyin, hatıralarında, bir çetebaşı olarak vasıflandırdığı Talat paşanın bin bir günahı ve sorumluluğu, onun şahsen para çalmamış olmasıyla elbette unutulamazdı."
2. "Enver paşa da harbe girişimizden, hele Sarıkamış harbinden beri korkulan, fakat artık sevilmeyen insandı. 23 Temmuz 1908'de hürriyetin ilanıyla bir yıldız gibi doğmuştu. Fakat çok kısa bir zamanda, basit bir ihtiras adamı olarak belirdi. Memleketten kaçarken, memleket için gösterdiği ruh ilgisizliği de halk arasında aleyhindeki tepkileri arttırmıştır. Vaktiyle onun emrinde ve 'Teşkilat-ı Mahsusa' denilen gizli teşkilatın reisi olan Hüsamettin Ertürk 'iki devrin perde arkası' isimli hatıratında, Enver paşanın Türkiye'den ayrılması sırasında kendisine söylediklerini nakleder. Bu sözlerde, geride kalan vatan ve geride kalan millet hakkında tek kelime yoktur. O hâlâ, Mısır hidivi Abbas Hilmi Paşa, Şeyh Sunusi, Hintli, Çinli müslüman mücahitleri, hulasa garip bir âlem i İslam davasındadır (s.188). O alem i İslam ki!..."
3. "Kaçanlardan Cemal paşa ise, iyi bir liderin maceralara kaymayan, muvazeneli yönetiminde belki verimli olurdu. Ama İttihat ve Terakki'nin bahtsızlıklarından biri lidersizliğiydi. Çünkü çetecilik başka, siyasi liderlik gene başkadır. Cemal paşanın, Talat paşanın para çalmamaları, namuslu kalmaları ise, bir imparatorluğun çökertilişi muhasebesinde, pek az ağır basar."