İnsan, kendini aşmadan kendini keşfedemez. Bu keşif gerçekleşmeksizin toplumsal inşa da mümkün değildir çünkü birey değişmeden hiçbir şey değişmez; birey inşa olmadan toplum da inşa olmaz.
İnsanın dinî iradesi tarafından sansürlenerek bilinçaltı sahalara itilen ve zevk prensibini arayan nefsanî duygular, dinamik bir yapıya sahip olup sürekli olarak dinî iradeyle çatışma durumundadırlar.
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verilen müspet cevabın yani “Kâlû belâ”nın bio-psişik kodlarını içeren ve yüce yaratıcıyı bulma, bilme ve O’na bağlanma konusunda insana iç itilim sağlayan a priorik bir durumdur; Allahın insanın manevi dünyasına yerleştirdiği enfüsî bir delildir.