Zülfü Livaneli’nin Balıkçı ve Oğlu romanı, Ege kıyısında yaşayan bir balıkçı ile oğlunun hayatı üzerinden Türkiye’nin ve dünyanın en büyük insani krizlerinden birine, mülteci sorununa dikkat çeker. Yazar, bireysel bir hikâye anlatırken aslında evrensel bir vicdan muhasebesi yaptırır.
Denizde hayatını kaybeden bir çocuğun durumu üzerinden mülteci trajedisi anlatılır. Balıkçı, çocuğun ana rahminde aylarca suyun içinde yaşadığını, fakat denizde boğularak öldüğünü düşünür ve bunun çelişkisi karşısında sarsılır. Bu sorgulama, savaş ve göç yüzünden masum insanların hayatını kaybetmesine duyulan vicdani acıyı gösterir. Deniz burada hem yaşamın hem de ölümün sembolüdür. Yazar, okuyucuya mülteci krizinin insani boyutunu hissettirmeyi amaçlar.(sy97)
“Keşke insanlar da yunuslar kadar iyi olsaydı”