Parasal ekonomi 1500'den önce hükümdarlara karşı yükümlü olunan vergilerin tümünü ve senyörlerle Kilise'ye yönelik yükümlülüklerin bir bölümünü ele geçirmiştir.
Değerli madenlerin ve fiyatların hüküm sürdüğü hareketli bir 16. yüzyıla, François Simiand'ın zamanında bakıldığı gibi bakmıyoruz. Frank Spooner ve ben Amerika'nın keşfınden önce Avrupa ve Akdeniz'de tedavülde bulunan para miktarını hesaplamayı denedik. Basit ama güvenli olmayan denklemlerden hareketle elde ettiğimiz rakam 5.000 ton altın ve 60.000 ton gümüş civarında olmuştur. 1500'den 1650'ye kadar olan bir buçuk asırlık dönemde Amerika'dan gelen miktarlar, Earl ]. Hamilton tarafından 16.000 ton beyaz maden ve 180 ton sarı maden olarak hesaplanmıştır. Fazla emin olmamakla birlikte, bu rakamların kabaca doğru olduklarını varsayalım. Bunlar bazı sorunları teyit ederken bazı sorunları da farklılaştırmaktadır.
Devletlerin, hatta Türk imparatorluğunun bile, parasal olmayan bir ekonomiden çıkmış olmalarıdır. Her yıl aldıkları vergiler "çil çil nakit" para dolaşımının "en hızlı payını" oluşturmaktadır. Oysa şimdiye kadar sunduğumuz değerlendirmeler, büyük kısmı itibarıyla pazar ekonomisinin dışında kalan işlemlerin parasal dildeki ifadesidir. Böylece devletler modern ekonominin çevikliğine sahip olmuşlardır. Modern devlet aynı anda hem silahlı hem de silahsız olarak doğmuş bulunmaktadır, çünkü görevlerine yetişememektedir: Savaş yapmak, vergi toplamak, işleri yürütmek ve adaleti sağlamak için toplumda yükselme peşinde olan işadamlarına ve burjuvalara yaslanmak zorundadır. Fakat bu da devletin yeni gücünün bir işaretidir. Her şeyi açık bir şekilde izleyebildiğimiz Kastilya'da, herkes devlet gemisine binmektedir; tüccarlar, büyük senyörler, letrados ... Şan, şöhret ve kara yönelik büyük bir yarış örgütlenmektedir. Aynı zamanda çalışmaya yönelik bir yarışma. Consejo de Hacienda y junta de Hacienda'nın en mütevazı katiplerinin yazdığı raporlara ve mektuplara sahibiz; bunlar krala ve kamusal konulara yönelik sadakatin kanıtı olduğu kadar, bu katiplerin kesintisiz talep ve ihbarlarının da kanıtıdır.
Devletlerin bütçelerine dair çok şey biliyoruz ve fazla bir zahmete katlanmaksızın daha fazlasını da öğrenebiliriz. Eğer 16. yüzyılın sonuna doğru bilinen bütçelere dair rakamları ele alacak olursak: Kastilya için 9 milyon altın, IV. Henri'nin Fransası için 5 milyon, Venedik ve onun imparatorluğu için 3.9 milyon, Türk imparatorluğu için 6 milyon; yani 30 milyon kadar uyruk için 24 milyon altın. İç Deniz'in 60 milyonluk nüfusuna dair bir hesaba ulaşmak için bu rakamı iki ile çarpacak olursak, herhalde biraz zorlama bir rakam olan 48 milyona ulaşmış oluruz. Bu ölçüye göre bir uyruk hükümdarına her yıl bir dukadan daha azını sağlamaktadır (ve kuşkusuz senyörüne bir duka sağlamaktadır).
Ekonomik alanda, diğerlerinden daha müdahaleci olan Türk devleti birçok işletmeye sahiptir. Büyük inşa süreci hakkında yakın tarihlerde yazılmış harika bir incelemeye sahip olduğumuz Süleymaniye Camii'nin inşaatı bunun iyi bir örneğidir. Eğer bu devlet kapitalizmini, Batı'da, dikkat çekici tekniklerin olduğu Escorial sarayının inşası gibi kapitalist ve kamusal karışımı operasyonlara yayacak olursak, bu realizasyonların listesini daha da genişletmiş oluruz. Bu faaliyetler aracılığıyla devlet, kasalarına giren paraları tedavüle sokmakta ve savaş kendi taleplerini dayattığı zaman, gelirlerini aşan harcamalar yapmaktadır. Böylelikle savaşlar, inşaatlar ve girişimler sanıldığından daha büyük çaplı ekonomik güçler haline gelmektedir