Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Meraklısına ilginç bir bilgi..
Lescalopier, 1574'te Sırbistan sınırlarında, "ülke çöldür ve bu durum Hıristiyan ve diğer kölelerin kaçmasını engellememektedir" diye kaydetmektedir. Bu boş alanlarda vahşi hayvanlar istedikleri gibi çoğalmaktadırlar. Busbecq İstanbul'daki ikameti sırasında evini bir hayvanat bahçesi haline getirmekten zevk almıştır. İslam ülkelerinin insansız alanları, hayvan yetiştiriciliğinin önemini ve buna bağlı olarak askeri gücünü açıklamaktadır; çünkü Balkanları veya Kuzey Afrika'yı Hıristiyan Avrupa'ya karşı savunan, her şeyden önce buralardaki muazzam alanlar ve bunun yanında at ve develerin yayılımı olmuştur. Develer, Türklerin arkasında, Balkan yarımadasındaki düzlük alanların fethini, batıda Dinar engebelerine ve kuzeyde Macaristan'a kadar tamamlamıştır. 1529'da Viyana önlerindeki Kanuni Sultan Süleyman'ın ordusunun iaşesini develer sağlamıştır. "Kapıcı" tekneleri (hayvanların yüklenmesi için kapıları vardır) at ve develeri durmaksızın Asya'dan Avrupa'ya getirmektedirler: Bunların gidiş-gelişleri İstanbul limanının gündelik manzaralarındandır. Deve kervanlarının Kuzey Afrika'da muazzam mesafeler kat ettikleri de olmuştur. Atlar, eşekler, katırlar Balkan, Suriye ve Filistin dağlarında veya Kahire-Kudüs yolunda develere galebe çalarlar. Uzun Macar sınırı boyunca, Avrupa'ya karşı İslam'ın ve hemen yanıbaşındaki komşularının sahip olduğu büyük güçlerden biri de, uzun süre Hıristiyanların gıpta ve methiyelerine konu olan harika atlara ve süvarilere sahip olmalarıdır. Giovanni Botero'nun dediği gibi, hangi süvari birliği Türkler karşısında ağır ve beceriksiz görünmez ki: "Eğer yolunu keserlerse, onlardan kaçarak kurtulamazsın; eğer saldırı karşısında dağılırlarsa onları izleyemezsin, çünkü tıpkı şahinler gibi ya üzerine saldırırlar ya da senden süratle uzaklaşırlar."
Sayfa 91·Kitabı okudu
Reklam
Akdeniz toplumları nüfusu
İspanya 8 milyon, Portekiz 1 milyon, Fransa 16 milyon, İtalya 13 milyon; yani 38 milyonluk bir toplam. Geriye İslam ülkeleri kalmaktadır. Avrupa'daki Osmanlı varlığı için Konrad Olbricht 1600'lere doğru 8 milyonluk bir rakamın kabul edilebilir olduğuna inanmaktadır. Türk imparatorluğunda, Asya ve Avrupa'ya ait tabloların (veya Asya'nın Avrupa'ya nazaran avantajına) sunduğu eşdeğerliğe bakarak, Osmanlı'nın Asya'daki kısmı için 8 milyonluk bir rakam tahmin edilebilir. Geriye lato sensu Kuzey Afrika kalmaktadır. Acaba Mısır için 2 veya 3 milyon ve Kuzey Afrika için de benzer bir rakam varsayılabilir mi? Eğer öyleyse, İslam dünyası için ve Akdeniz kıyılarında ona bağlı olan halklar için en fazla 22 milyon rakamına ulaşılacaktır. Demek ki, Akdeniz'in tümü için 60 milyonluk bir nüfus elde edilmektedir. Bu hesaplamalarda 38 milyonluk ilk rakam nispi olarak güvenilirdir; ikincisi çok daha kuşkuludur. Fakat genel tablo hakkındaki tahmin gerçeğe yakın olarak kalmaktadır. Benim tercihim birinci gruba ait rakamı azaltmak, ikinci rakamı ise artırmak yönündedir. Aslında zaman içinde nüfus karşılaştırma olanakları ortaya çıkmaktadır ve buna bağlı olarak Akdeniz İslam dünyasının (ve 16. yüzyılda ona bağlı olan halkların), geçerli bir belgeye dayanarak, aşağı yukarı İtalya nüfusunun iki katına sahip olduğu söylenebilir. Eğer bizim ''N.' bloğumuzun 78.5 milyon olduğu (Fransa 35, İtalya 25, İspanya 15, Portekiz 3.5) 1850'lerde bu oran doğruysa, İslam dünyası veya Balkan halklarıyla birlikte İslam dünyası 50 milyonluk bir nüfusa sahip olmalıdır. Üstünkörü bir sağlama bizi bu rakamın yakınına ulaştırmaktadır. Her halükarda 1930'lara doğru Batı cephesi 113 milyona (42, 41, 24, 6), Doğu cephesi 83 milyona sahiptir: Mevcut oran korunmuştur.
Sayfa 83·Kitabı okudu
1600'lere doğru Venedik'in kamu hazinesi ağzına kadar parayla doludur; kentin limanında, eğer hesaplarımız yanlış değilse, her yıl 700-800 gemi giriş-çıkış yapmaktadır.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Venedikliler biri belirleyici ve diğeri önem arz eden, Doğu Akdeniz'in iki ticari kapısı olan Suriye ve Mısır'da da vardırlar. 1489'da İskenderiye, Venedik açısından yaklaşık 3 milyon dukanın kendisine ulaşması anlamına gelmektedir. 1497'de Signoria Suriye ve Mısır'a doğru değerli mallarıyla birlikte, nakit olarak 360.000 dukadan fazlasını göndermekteydi. Bu arada gümüş mark (çünkü daha şimdiden söz konusu olan beyaz madendir), birim başına 5 grossiden fazla artmıştır. Venedik böylece bilinen şema uyarınca geri dönmek üzere -karabiber, baharat, müstahzarat, pamuk, keten ipek- beyaz madenini boşaltmaktadır. Bütün bunlar düzenli, yerli yerinde (Vasco da Gama'nın Afrika'yı dolaşacağı kimin aklı na gelebilirdi ki?) ve siyasal olarak garantili gibidir: Suriye ve Mısır Memluk devleti içinde, eski ticari gelenekleriyle birlikte birleşmişlerdir. Ama kim Türklerin 1516 ve 1517'de Kölemenlere karşı zafer kazanacaklarını öngörebilirdi ki? Venedik böylece endişesiz bir şekilde zenginlerin huzurunu yaşamaktadır. Kadın giysilerindeki aşırı lükse, şölenlerdeki korkunç israfa ve erkeklerin işlemeli elbiselerine karşı gene de itiraz etmektedir. Fakat Sanudo gibi ruhunun derinliklerinde, yurttaş evliliklerinin kuralı haline gelen, hiçbir zaman 3.000 dukadan az olmayan, çoğu zaman 10.000 dukanın üstüne çıkan muhteşem çeyizler karşısında hayranlık duymayan var mıdır? Dogelerin sarayı önünde maaşlarını isteyen birkaç kadırga tayfasının bağrışmaları, Arte della Seta veya della Lana'daki fakirlerin bazı yakınmaları ve büyük tonajlı teknelerle ilgili bunalım karşısında kötümser olan bir senato kararnamesi görülmektedir; fakat bu küçük lekeler parlak bir tablonun içinde zorlukla fark edilmektedir.
Sayfa 73·Kitabı okudu
İlginç
Signoria gerçekten önemli noktaları kaybetmiştir: Selanik (1430), bir senato belgesinin "aslında bizim kentimiz" dediği İstanbul (1453) ve Eğriboz (1470); bunlara bir de, geç tarihli bir metinde carga de schiave et salumi adı verilen, kadın köleler ve tuzlamalarla dolu teknelerin Venedik'e yöneldiği Azov denizi üzerindeki Tana'yı ekleyelim (1475). Bütün bu müdahaleler yerini bulmuştur, fakat esnek trafik başka üslere, Kandiye'ye, Venedik'in 1479'dan itibaren tek patron olduğu Kıbrıs'a yaslanabilirdi. Kuşkusuz bütün karşılaştırmalar birer aldatmacadır, fakat Kıbrıs'ın Cenevizlilerden alınması, bu çağın ölçülerine göre, İngilizlerin Plassey zaferinden sonra Hindistan'ı Fransızlardan almaları (1757) veya ülkenin işgaline başlamalarına eşdeğerdir.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Reklam