Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
İbret olur mu bilmem
Toplumcu şiir her türlü iktidara karşı direnmektir. Şair biat nedir bilmez. Ancak düşmanları da yok değildir. Orhan Seyfi Orhon, 1935' te Aydabir adlı dergi çıkarmaktadır. Dergide Sabahattin Ali hikaye, Nazım Hikmet şiir yazmaktadır. İkinci Dünya Savaşı döneminde faşizm rüzgarına kapılan Orhan Seyfi Orhon, yayımladığı Çınaraltı dergisinde, bir dönem birlikte çalıştığı solcuları sıkıyönetime jurnal edecektir. Rejimin güvenini muhbirlikle sağladıktan sonra DP'den milletvekili olacaktır! İspiyonculuk bulaşıcı olur: Cumhuriyet döneminde ilk işçi romanı kabul edilen Çulluk kitabının yazarı Mahmut Yesari hemen jurnal edilir: Atatürk'e suikast düzenleyecektir. Halife ile ilişki kurmaktadır. Her içki içtiğinde İsmet İnönü'ye söver ... Hepsi yalandır ama devlet istihbaratı Milli Emniyet Hizmetleri (MAH) dosyasında yazmaktadır bunlar! Rıfat Ilgaz, bir öğretmenin ağzından yoksul öğrencileri anlattığı Sınıf adlı şiir kitabı Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından toplatılır. Nasıl toplatılmasın, kitabın adı Sınıf yayınevi "Devrim" ve kitabın kapağı "Kırmızı"dır! Rıfat Ilgaz kaçar; her sokağa çıktığında cebine koyduğu beyaz kağıda şunu yazar: "Bugün 24 Mayıs 1944. Evden müdüriyete teslim olmak için çıktım!" Yolda yakalayanlar bilsinler ki sırf bu iş için çıkmıştı! Daha bir yıl önce Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe öğretmeni iken, sevgilisiyle birlikte Alman Nazilere karşı savaşmak için Trakya sınırına giden şair ... Ruhi Su, 1952 güzünde Karanlık Dünya (Aşık Veysel) filminde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanır. Yazmakla bitmez çekilen acılar ... Ha bu arada, Orhan Seyfi Orhon' un jurnal merkezi Çınaraltı dergisinin, esinlenerek adını verdiği çınar değil, yaban kestanesi ağacıydı, isimleri bile doğru değildi! Refik Durbaş'ın anılarına katkı sunayım: İşte o "muhbir"
Sayfa 196·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ne kötü işler bunlar...
Tarih, 2 Kasım 1980 Ankara. Muzaffer Erdost gözaltına alındı. Emniyette kağıt gösterildi. "Delil bulunmadığı takdirde derin uygulama yapılsın!" Derin uygulama, "ağır işkence yapın" demek. Üç-dört gün boyunca ağabeyi bırakılmayınca İlhan Erdost, Emniyet'e geldi. Onu da gözaltına aldılar. Gerekçe aynıydı, "Basımevinde çok sayıda yasak sol yayın bulundurmak!" Yalandı, hepsi yasaldı. Tutuklandılar. Ankara Mamak Askeri Cezaevi'ne götürüldüler. Emniyette kayıtlarını yaptılar, saçlarını kestiler, fotoğraflarını çektiler. Ve birden ellerindeki sopalarla odaya girenler iki kardeşi dövmeye başladı. İşkence yol boyunca da sürecekti... Zaten biri telefon etmişti; "C Blok'a gidecek iki tutuklu var, büyük cemse gönder!" Bunun anlamı yolda dayağın sürecek olmasıydı. Bu kadar işkencenin sebebini açıkladılar: "İçerisi sizin zehirlediklerinizle dolu." Coplanıp tekmelenerek askeri cemseye bindirildiler. Araç içinde iki asker Muzaffer Erdost'u, iki asker İlhan Erdost'u dövmeyi sürdürdü. İlhan Erdost yüzükoyun düştü. "Kalk" diye tekmelediler. Kaldırıp dövdüler. Bazen aracı durdurup iki kardeşi aşağı indirdiler. Hazır ola geçirip yürüttüler. İlhan Erdost, "Küçük kızımı uyandırmadan geldim, bizi dövdürmeyin komutan" dedi astsubaya. Dinlemediler. İşkence yeniden başladı. .. İlhan Erdost yine yüzükoyun kapaklandı. Yine kaldırdılar. Yine hazır ola geçirdiler. İşkence hiç bitmedi. Dövülerek koğuştan içeri atıldılar. İlhan Erdost "Midem bulanıyor kusacağım" diye doğruca pencereye doğru giderken yığılıp kaldı. Koğuştan biri, "Şekerli su getirin" diye bağırdı. Muzaffer Erdost'u ranzaya yatırdılar, nefes nefeseydi... Biraz sonra İlhan Erdost'u, göğsü soyulmuş olarak iki kişinin kollarında ağa beyinin yanına getirdiler. Göz göze geldi iki kardeş. O anda İlhan Erdost, dizinin üzerine çömeldi ve yere
Sayfa 184·Kitabı okudu
Fazıl Say hk.
Muhsin Kızılkaya'nın yazısına, "Tekrar tekrar çal Fazıl Say" başlığını koymasının bu anlattığım anıyla ilgisi yok. O, Datça Açıkhava Tiyatrosu'ndaki konserde Fazıl Say'ı ilk kez dinlediğini, nasıl etkilendiğini yazdı. Ancak konuyu Fazıl Say'ın politik kimliğine getirdi! "Bir zamanlar 'laik depresif' bir hastalıktan mustarip olması" cümlesiyle başlayıp şu cümleyle bitirdi: "Geriye tek şey kalacak, yaptığı birbirinden muhteşem eserler. Sahiden Beethoven sağcı mıydı yoksa solcu mu? '9.Senfoni' hangi yanımıza iyi geliyor? Yaralarımıza mı siyasal fikirlerimize mi? Ruhumuzu mu besliyor yoksa kinimizi mi?" Cehalet budur. Bu cümleye dair ilk söyleyeceğim, bu derece cahillik bu kadar emin yapıyor insanı!
Sayfa 175·Kitabı okudu
Aydın, hapishane acısını hem çok seviyor hem de çok korkuyor. Cezaevini gündeminden hiç düşürmüyor. Türkü-şiir söyleyip, gözyaşı dökmeyi, çırpınmayı eylem yapmak sanıyor. Son yıllarda muhalefet yapma biçimi toplu ayin yapmaya indirgendi. Çözüm bekleyen sorunlarda sadece kültürel alanla sınırlandırıldı. Neoliberal ideoloji ekonomiyi, düşün-eylem alanından çıkardı. Halkla ancak (Alevi-Kürt ve diğer) etnisite üzerinden bağ kuruldu! . Köksüz, pusulasız, halkına yabancılaşmış aydın bugün hala savruluşunu sürdürüyor. Genellikle kolaycılığı, zahmetsizliği, tembelliği seçiyor: "Bir ayağı sağda, bir ayağı solda ama kafası nerede belli değil." Muhalefet başarılı olmadı ise, bunun kabahatini salt CHP'ye bağlamak sorunu yüzeyselleştirir. Derine kazmak şart; aydın doğuramıyoruz. Eksiğiz, insanı yenileyemiyoruz.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Cumhuriyet, aydın kıtlığında kuruldu. Anadolu ihtilali önderi Atatürk'ten sonra Cumhuriyet devrimleri sürdürülemedi. Seçkinci memur-bürokrat kliği iktidara yine hakim oldu, gericileşme süreci başladı. Buna karşı çıkan cılız aydın kuşağı kırıldı. 12 Mart 1971'de kırıldı, 12 Eylül 1980'de kırıldı ve en büyük kırılma neoliberal ideolojinin hegemonyası ile yaşandı: Korkuyla teslim alındılar ...
Sayfa 158·Kitabı okudu