Yalnızlık da epey tuhaftır. Bazen balta girmemiş bir orman gibi tehlikeler ve surprizlerle doludur. Onun bütün çeşitlemelerini bilirim. insanın şaşmaz bir hayat düzeni kurarak boş yere mücadele ettiği can sıkıntısı. Sonra ani patlamalar. Yalnızlık da vahşi orman kadar gizemlidir," diye tekrarlıyor inatçı bir tavırla. "insan şaşmaz bir düzene göre yaşar ve günün birinde senin Malaylar gibi Amok koşucusu olur. Bir evi, unvanı, mevkii ve hicbir şekilde şaşmayan bir yaşam şekli vardir. Ve bir gün bütün bunlardan koşarak kaçar, elinde silahla ya da bazen silahsız . . . ki bu ikincisi daha bile tehlikeli. Gözlerin de donuk bir bakışla koşarak dünyaya çıkar; yol arkadaşları, eski dostları ondan uzaklaşırlar. Büyük şehre gider, kendine kadınlar satın alır, etrafındaki her şey havaya uçar, bela arar ve bulur. Fakat dediğim gibi, en kötüsü bu da değildir. Belki koşarken bir yumrukla uyuz, kuduz bir köpek gibi yere serilir. Belki duvara, hayatının engellerine dogru koşar ve bütün kemiklerini kırar. Daha kötüsü, insanın yalnız geçen yıllar boyunca ruhunda oluşan bu galeyanı bastırmasıdır. Ve hiçbir yere koşmaması.Kimseyi öldürmemesi. 0 zaman ne yapar? Yaşar, bekler, düzeni korur. Bir keşiş gibi yaşar ama kutsal kitapsız, dünyevi bir düzende. Bununla birlikte keşişin işi kolaydır, çünkü inancı vardır. Ruhunu ve kaderini yalnızlığa teslim eden bir insansa inancı olamaz. Sadece bekleyebilir. Onu yalnızlığa mahkûm eden her şeyi, kendisini bu duruma getirenlerle ya da getirenle bir kez daha konuşacağı günü ya da anı. On, kırk ya da daha net söylemek gerekirse kirk bir yıl boyunca duelloya hazırlanır gibi o ana hazırlanır. Düelloda yenilme ihtimaline karşı işlerini yoluna koyar. Ve profesyonel savaşçılar gibi her gün idman yapar.