İslâm şeriatı; kamu görevlilerini ve onların durumunda olanların husûsî hayatlarını, beşerî hukuk sistemleri gibi koruma altına almaz. İslâm şeriatına göre; husûsî hayatında iyi bir yaşama örneği vermeyen kimseler umûmî hayatında insanların işini yönetmeye ehil olamazlar. Çünkü İslâm; nifakı, riyayı, yalancılığı himaye etmez. Gerek seçimler esnasında gerek seçimlerin dışında her zaman, herkes iyiye «iyi», kötüye «kötü» deme hakkına
sahiptir. Kötüye «kötü» diyen kişi, kötünün kötülüğünü isbât etmek zorundadır. İster parlemento üyesi olsun, ister hiç bir kurulda üye bulunmasın herkes söylediğini isbât ettiği sürece dilediğini dilediğine söyleyebilir. İslâm şeriatında; .beşerî hukukta olduğu gibi, seçimler sırasında doğru sözlerin söylenmesine müsâade edip, diğer zamanlarda müsâade etmemek diye bir şey yoktur. Çünkü İslâm hukuku her zaman doğruluğu öngörür. Hiç bir şekilde, hiç bir zaman ve hiç bir şartta doğruluğu yasaklamaz.
Herhangi bir kitabın sayfalarına daldıkları zaman gözlerindeki özlemi görürdüm. Bin hayatları olmasını isterlerdi. Dünya sevgisinden değil, marifet tutkusundan dolayı... İnsanoğlunun yazdığı bütün kitapları okuyup, yalayıp yutmak için.
Seyyid Kutub (r.a): Bu kitap bir ümmet oluşturmak, bir toplumu düzene sokmak, sonra da yeni bir dünya kurmak için gelmiştir. Müşrikler bu kitabın görevinin; evrensel, insani bir toplum inşa etmek, bu topluma önderlik edecek bir ümmet oluşturmak olduğunu kavrayamıyor. O’nun Allah katından gönderilen son kitap olduğunu, insanları yaratan Allah’ın yararlı ilkeleri onlardan iyi bildiğini kabul etmiyorlar. (Fî Zılâli’l Kur’ân, Nahl 93 ve 101)