"Nereden baksam olmuyor.
Bunca yıl oldu mu ? Düşünüyorum, aslında olmadı. Peki, neden bilmem kaç kere kopma noktasına gelmemize rağmen kopmuyor? Aşk mı ? Hadi canım !.. Onu bitireli çok oldu. Ben değil, o... E tabii sonra bende de bitti. Sevgi mi ? Bilmem kaç kere kopma noktasına gelirsen, üstelik birçoğuda hallice kavgalardan oluşuyorsa , e tabii o da bitti .
Geriye alışkanlık kalıyor. Alışkanlık mı? Valla bu önemli bir konu... Büyük ihtimalle sebep de bu. Hele otuz yıl gibi bir süreden söz ediyorsak . Aslında yeni sorun bende. Anlatayım. "
"Ben , hayatına girdiklerimin damaklarında mutluluk veren bir tat bırakmak istiyorum, midelerindeki yanmanın benimle hiç alakası yok, olamaz da zaten!
Bir de aynı yatağa girmeyi özledim. Yine yatakta bir başımayım ... Salondan gelen televizyon sesinin kulağıma yalnızlığımı fısıldamasından da bıktım . "
Ateş ki , sadece düştüğü yeri yakmaz,
Ateş ki , yangınıyla düştüğü yerin çevresini ve geleceğini yakar.
Ateş ki , acısıyla düştüğü kişiyi ve sevenlerinin kalbini kavurur.
Ve sonra aynı Ateş ,
Işığıyla düştüğü yerden hiç beklenmeyecek kadar çok uzakları dahi aydınlatır.
Ateş ki , karanlıkta gizlenen kötülükleri cascavlak ortaya döker .
Ve Ateş pırıl pırıl ışıldatır.
Ateş ki , zararları ve yararları ancak söndüğünde anlaşılır.
Ateş ki ,
Mevlânâ Rumî'yi hamken , önce yakıp sonra pişiren , olgunlaştıran,
Hayatın kendisi , ilahi derstir Ateş.
Ateş ki ,
Shakespeare'in “ Yeni bir Ateş söndürür başkasının yaktığını ,
Yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı”sıdır.
Halide Edip'in gömleğidir Ateş.
“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde ,yaşamak insan kalarak ” diye şiir üfleyen Metin Altıok'u Sivas'ta yakan kalleş Ateş.
Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Marifetnâme'sidir Ateş.