Bir tarafta Kafkasya'dan İstanbul'a getirilen, oradan oraya satılarak esirlik hayatı adı altında yaşama tutunmaya çalışan esir kız Dilber; diğer tarafta varlıklı bir ailenin oğlu olan, Avrupa'da eğitim görmüş, kültürlü bir genç Celal Bey arasında geçen imkânsız bir aşk hikâyesi.
Bu hikâyede ne ailesi ne de yakın çevresi Celal Bey'in yanında olacaktır. Özellikle annesi oğlunun kendi ailelerine yakışacak şekilde zengin, soylu biriyle evlenmesini arzularken Celal Bey'in Dilber'e olan aşkını görünce çareyi kızı evden göndermekle bulur fakat pişmanlık duyar. Çünkü oğlu Dilber'e olan aşkından dolayı deli divane olacak hatta beyin humması hastalığına yakalanacaktır.
Cariyelik, eski kuşak-yeni kuşak çatışması, imkânsız aşk ve sonunda intihar ile sonuçlanan bir başyapıt.