Kısacık ama etkisi uzun süren bir kitap önerisiyle geldim: Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu.
Bu, Eric-Emmanuel Schmitt'ten okuduğum ikinci kitap. Yazarı Mösyö İbrahim ve Kur'an'ın Çiçekleri eserinden hatırlayanlar olacaktır. Kalemini severek takip ettiğim yazarlardan biri. Bir oturuşta okunabilecek kadar kısa ama düşündürdükleriyle uzun süre akılda kalan bir kitap.
Çin'in tek çocuk politikası nedeniyle her ailede birden fazla çocuk sahibi olmak yasakken, Bayan Ming tam on çocuğu olduğunu söyler. İşte hikâye de tam burada başlıyor. Bir otelde tuvalet görevlisi olarak çalışan yaşlı ve bilge Bayan Ming ile Fransız bir iş adamının yolları kesişir. Aralarında zamanla dostane sohbetler başlar ve Bayan Ming her görüşmede çocuklarından, onların karakterlerinden ve yaşamlarından bahseder.
İş adamı anlatılanlara pek inanmaz; hatta Bayan Ming'in yalan söylediğini düşünür. Ancak bir yandan da onun hikâyelerini dinlemekten kendini alamaz. Gerçek ile hayal arasında gidip gelen bu sohbetler, okuyucuyu da sürekli merak içinde bırakır. Ta ki Bayan Ming'in doğum gününde bütün çocuklarının bir araya gelmesini istemesiyle düğüm yavaş yavaş çözülene kadar...
Kitabı okurken bir yandan Çin kültürüne dair izler bulurken, diğer yandan insanın iç dünyasına, yalnızlığına, umutlarına ve hayal gücüne dair pek çok şey düşündüm. Masalsı bir anlatımı olan, sıcak ve bilgece bir hikâyeydi. Ben çok sevdim; kısa ama anlamlı bir okuma arayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Kısacık ama etkisi uzun süren bir kitap önerisiyle geldim: Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu.
Bu, Eric-Emmanuel Schmitt'ten okuduğum ikinci kitap. Yazarı Mösyö İbrahim ve Kur'an'ın Çiçekleri eserinden hatırlayanlar olacaktır. Kalemini severek takip ettiğim yazarlardan biri. Bir oturuşta okunabilecek kadar kısa ama düşündürdükleriyle uzun süre akılda kalan bir kitap.
Çin'in tek çocuk politikası nedeniyle her ailede birden fazla çocuk sahibi olmak yasakken, Bayan Ming tam on çocuğu olduğunu söyler. İşte hikâye de tam burada başlıyor. Bir otelde tuvalet görevlisi olarak çalışan yaşlı ve bilge Bayan Ming ile Fransız bir iş adamının yolları kesişir. Aralarında zamanla dostane sohbetler başlar ve Bayan Ming her görüşmede çocuklarından, onların karakterlerinden ve yaşamlarından bahseder.
İş adamı anlatılanlara pek inanmaz; hatta Bayan Ming'in yalan söylediğini düşünür. Ancak bir yandan da onun hikâyelerini dinlemekten kendini alamaz. Gerçek ile hayal arasında gidip gelen bu sohbetler, okuyucuyu da sürekli merak içinde bırakır. Ta ki Bayan Ming'in doğum gününde bütün çocuklarının bir araya gelmesini istemesiyle düğüm yavaş yavaş çözülene kadar...
Kitabı okurken bir yandan Çin kültürüne dair izler bulurken, diğer yandan insanın iç dünyasına, yalnızlığına, umutlarına ve hayal gücüne dair pek çok şey düşündüm. Masalsı bir anlatımı olan, sıcak ve bilgece bir hikâyeydi. Ben çok sevdim; kısa ama anlamlı bir okuma arayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.