Leylaklara bakarak saçlarını tarıyor. Gerçek bu mu ?
Nedir gerçek?
Gerçek şu: Çirkin bir zabıt katibi Sabahat. Bunak bir annesi var. Fukaralık her yanından akıyor. Ağzı da kokuyormuş diyorlar.
Gün perdelerini indiriyor. Kamıştan, kuştan, Ha-şim’in şiirlerinden ne varsa toplanıp fıskiyeli havuza doluyor.
İncelip ipe dönmüş su sesini fısıltıya döndürüyor.
Sabahat’a ne oldu?
Evde kaldı.
Ev ne oldu?
Suya düştü.
Bu böyledir. Yaz tatillerinde tuğla ocaklarında çalışan cılız çocuklar, dul karı yetimleri, bir kötü tavşanı bile vuramayan askerliğini yapmış banka memurları, adı Süleyman’a çıkmışlar, hep felsefeden kalırlar.
Hayatları kayar.
Hayatın bir tarafa doğru kayması hep bir sır olarak kalacaktır.
Boşver Süleyman.
Şüphe mi hayır isyan mı hayır bunların hiçbirine uzantısı olmayan fakat bizim sınırında durmaya mecbur kaldığımız gerçeğin üzerimize bırakılırken doğurduğu deprem.