KBA

Ve o zaman daha önce hiç bu kadar büyüğünü görmediğimi düşündüm: yalnızlığın.
Sayfa 12
Reklam
“Yazmanın yaralanmak olduğunu, kabuk bağlamış yaraları kanatmak olduğunu bilen kaç kişiyiz şu yeryüzünde?”
“Senin dünyamı değiştiren bir başkalığın var kelebeğim. Senin avuçlarıma beyaz bir güvercin gibi sığınan küçük güzel ellerin var. Senin beynimi ürperten bir sessizliğin var. Bazen bir kor yumağı gibi içime düşüp ıssızlaşıyorsun. Bazen kendine kıvrılıp koskoca bir yokluk oluyorsun. Bazen bilinen bütün kelimelere sağırlaşıyorsun. Duymuyorsun. Hiçbir şey duymuyorsun. Kelebeğim, kaç kum tanesi var dünyada biliyor musun? Peki, kaç yıldız var gökyüzünün karanlık perdesinde? Kaç çocuk sesleniyor içinden annesine? Kaç hayat çağırıyor kollarını açarak bizi? Kaç ölüm gözlüyor yolumuzu? Kaçı beni bekliyor bilmecelerin? Kaçı bekliyor seni? Kaçı bekliyor ikimizi? Doğmayacak bir çocuğu bekliyor kimi kadınlar. Gelmeyecek bir gemiyi bekliyor kimi adamlar. Büyümeyi bekliyor kimi küçük kalmış çocuklar. Cinnetlerini bekliyor kimi soğukkanlı deliler. Ölüme çare bekliyor kimi yüreksiz doktorlar. Hayata çare bekliyor kimi yürekli şairler. Ben seni bekliyorum. Bir tekerleği boydan boya çevirerek yeryüzünün patikalarında... Bir idam mangası beni bekliyor kapımda sabırsızlıkla. Söyle, kelebekler hangi kapılardan geçerek geliyorlar dünyaya? Yaşlı bilge kadınların anlattığı o ipeksi masallar doğru mu kelebekler hakkında? Aynı gizemli tomurcuktan mı çiçekleniyor senin ipeksi beyazlığın? Hangi çağlayandan dökülüyor sesin? Hangi sura üflüyor nefesin? Hangi bilmediğim kıyamettesin? Hangi kilitli bilmecedesin? Hangi kalabalık denklemde? Söyle kelebeğim, bilinmeyen bir şey kaldı mı dünyanın köpüren kara kaplı dosyalarında! İnsanlar tükenir kelebeğim. Sararmış bir çınar yaprakları gibi dökülürler ağaçlardan tek tek. İnsanlar koca adamlar gibi konuşan küçük çocuklardır aslında. Gözlerine okyanus doldururlar. Ceplerine gökyüzü... İnsanlar kafalarındaki kurtlar tarafından sinsice
APRIL YAYINCILIK
“Sizlerse uyuyorsunuz. Birinin gelip sizi gömmesini bekliyorsunuz.”
Sayfa 41
“Ölüm yaşamımızın iki ucundan tutmakta: Yaşlılık ölüme, çocukluktan daha yakın değildir.”
Sayfa 40