Bana öyle geliyordu ki, seçim yapmaktan, taahhütlerden kaçınmak ve sonsuza dek olasılıklara açık bir alanda kalmak için çabalamak suretiyle, bir şekilde kendimi ölümsüz kılmaya uğraştığımı gösteriyordu bütün bunlar. Son zamanlarda, arkadaşlarımdan, başkalarının sonsuz ve çeşitli isteklerinden kendini uzaklaştırmaya başlamıştım; kaybedilecek hiçbir şey olmadığı için kaybetmeyeceğim, yenik düşmüyeceğim bir dünya arıyordum.
Tanınmış bir profesör olan eski bir arkadaşımın, gençlik aşklarını hormonların yönlendirdiği bir denemeden başka bir şey olmadıklarını söyleyerek küçümsediğini anımsıyorum. Ancak hayatın daha ileri aşamalarında aşkın anlamının açıklığa kavuştuğunu düşünüyordu. Ona göre insana en çok acı veren aşk, ilk aşk değil son aşktı, çünki ileri yaşlarda insanın yitirebileceği şeyler ister istemez çok daha fazladır. Yaşlılıkta aşık oldugunuz zaman genellikle daha önceki yaşantınıza, saygınlığınıza, şöhretinize, ailenize ihanet edersiniz; hayatta kalma hakkınız olduğunu kanıtlamak içim yaptığınız bu umutsuz atılımla her şeyi tehlikeye atarsınız.
Niçin bu kıza aşık olmuştum acaba? Bunun hesaba, ölçüp biçmeye gelir yanı yoktu. Bir seçim yapmak zorunda olmamak ne kadar harikulade bir şey! Peki beni ona, başka birisine değil de sadece ona doğru çeken şey neydi?