Cinder, Cinder, Cinder... Çok sevdiğim bir Bookstagramın önerisiyle aldığım kitaptır kendisi :)
Zaten fantastik, bilim kurgu, distopik ve polisiye kitaplarına aşık birisi olarak bu kitabın gönlümü çalması kısa sürmedi.
Cinder Ay günlükleri serisinin ilk kitabı ve Marissa Meyer'in kalemiyle tanıştığım kitap oldu. Kül kedisi masalını hepimiz duymuşuzdur, işte bu kitap işte o masalı anlatıyor!
Yani %100 olmasa da anlatıyor canııım. Sonuçta prens ve prensesler var :)
Cinder; gelecekte syborgların, robotların ve teknolojilerin aşırı geliştiği bir zaman diliminde geçiyor. Cinder ise prensin onu uykusundan öpüp uyandırması için bekleyen bir prenses... değil. Ana karakterimiz olan Cinder tanınan ve yetenekli bir mekanik ustası fakat kendisi bir sayborg. Maalesef sayborglar insanlar tarafından küçük görülüp insan olarak sayılmıyor hatta bir nevi eşyaymış gibi görülüyor! Ne zalimce değil mi? Cinder'ın şanssızlığı ise sadece syborg olmasından ibaret değil, üvey annesi ve üvey kız kardeşinin de kötü insanlar olması! Birtek en küçük üvey kız kardeşi ona ailesi gibi davranıyor.
Tabii gelecekte teknoloji gelişmiş kesin hastalık yoktur diyorsanız YANILIYORSUNUZ! Maalesef çok büyük bir salgın var ve her geçen gün insanlar ölmeye devam ediyor. Bu hastalığın çaresi hâlâ bulunamadığı için sayborgların "sahipleri" onları "gönüllü" bir şekilde denek olarak sunuyor. Dediğim gibi, zalimce. Bir gün Cinder dükkanındayken kardeşi hariç tek arkadaşı olan İko(kendisi bir Android) ile bir şeyler yaparken birden dükkana birisi giriyor. Acaba kim :)
Sonrası bende kalsın fazla spoiler olmasın.
Kitabı 10 kelime ile anlatmam gerekseydi bunlar şunlar olurdu:
Teknoloji, sayborglar, kraliyet, aylılar, salgın, kayıp, aşk(çok değil ama olsun), aksiyon, sorumluluk, fedakarlık olurdu.
Kitapta en sevdiğim