En derinlerimizde, bütün diğer kesinliklerden üstün bir kesinliği muhafaza edelim: Hayatın anlamı yoktur, olamaz. Öngörmediğimiz bir vahiyle bunun aksine kanaat getirseydik, kendimizi hemen o anda öldürmemiz gerekirdi. Hava bir kaybolsa hâlâ soluk alırdık; ama yararsızlığın sevinci elimizden alınsa hemen soluksuz kalırdık...
Bir tek görünümlere saygı bizi leşlerden ayırdığına göre, şeylerin ve varlıkların temeline göz dikmek mahvolmaktır; daha hoş bir yoklukla yetinelim: Teşekkülümüzün ancak muayyen bir hakikat dozuna tahammülü vardır...
Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz. Yalan söylemeyi kabul etmeyen birisi ayağının altındaki toprağın kaydığını görürdü: Sahteliğe biyolojik olarak tabiyizdir. Çocuksu ya da işe yaramaz, ya da gayri otantik olmayan hiçbir ahlâki kahraman yoktur; zira hakiki otantiklik hiledeki, kamusal yaltaklanmanın ve gizli karalamanın muaşeretindeki kirlenmedir. Hemcinslerimiz onlar hakkındaki düşüncelerimizi göz önünde tutabilselerdi, aşk, dostluk, fedakârlık sözlüklerden hepten silinirdi. Kendimiz hakkında aklımızdan çekingenlikle geçen şüphelerle yüzleşme cesaretimiz olsaydı, hiçbirimiz utanmadan bir "ben" sözcüğü sarfedemezdik.