İstanbul’da gün batımını anlatırken bakın nasıl iştahlandırıyor insanı Ahmet Hamdi;
“Sonra bütün bu aydınlık, bu renkler kendisini besleyecek madde kalmamış bir yangının akisleri gibi sönerler.
Ağaçlar, evler, mukaddes bir ziyaretten artakalmış mahluklar gibi biçare ve mahzun, geceye girerler.
Onun kendisine seçtiği elbiseye bürünürler.
Bu bazen bir musikinin sırmadan hil’ati olur, bazen sadece mehtabın sarı gülleridir, bazen yaşayan günün dilde ve damakta dolaşan lezzeti veya dört bir taraftan semt ve mahalle adlarının hayalimize birbiri ardınca sunduğu hatıralardır.
Fakat hangi kılıkta gelirse gelsin, hangi kadehte uzanırsa uzansın daima bir yalnızlık hissi ile beraber yürür.”