“Bu kuruluş asrından sonra Bursa, sevdiği ve büyük işlerinde o kadar yardım ettiği erkeği tarafından unutulmuş, boş sarayının odalarında tek başına dolaşıp içlenen, gümüş kaplı küçük el aynalarında saçlarına düşmeye başlayan akları seyrede ede ihtiyarlayan eski masal sultanlarına benzer.
İlk önce Edirne’nin kendine ortak olmasına, sonra İstanbul’un tercih edilmesine kim bilir ne kadar üzülmüş ve nasıl için için ağlamıştır!”
Önyargısız, kitabın 19.yy İngiltere’sinde yazıldığını göz önüne alarak; Ruskin, ‘kızım sana söylüyorum gelinim sen anla’ diyormuşçasına okumalısınız:) Ciddi anlamda sizi sarsıp kendinize getiren paragraflar var. İnce ama zihninizi boşaltıp okuyunca hem daha fazla keyif alacak, hem de yazarı daha iyi anlayacaksınız.
“Ah siz kraliçeler, mutlu yeşil ormanlar ve tepelerle dolu güzel ülkelerinizde yaşayan siz kraliçeler!” diyerek kadınlara seslenir Ruskin,
“O mesut ikliminizde hayatlarınızı sürdürürken dağlar, taşlar bile sizden yardım bekler.
Peki, siz neden hâlâ insanlığın ve erkeklerin başlarını koydukları o şefkatli yastıklar olmayı kabul etmezsiniz?”