“Eski dediğimiz mâzi bizim karakterimizin sanatkarı, hatta şuurumuzun yaratıcısıdır.
...Millet, tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır!”
Yazarın, ne şiş yansın ne kebap ‘çabasıyla’ yazdığı/yazdırıldığı,
cumhuriyetin ilk yıllarında dayatılan mâlum korkunç, sapık, terörist, geri kafalı dinci karikatürlerinin etkisinden çıkamadığını anladığımız, oldukça şişirilmiş bir roman..
İdeolojileri -normal olarak- gençliğinden gelen kendi ortamının beslediği anlayışla karakterlere yedirmiş.
O kadar kıyıdan, sürünerek, romanının geleceğini/ emir komuta zincirini düşünerek yazmış ki -kimi zaman hassas konulara değmeden, kimseyi kızdırmadan geçebilmek için kan ter içinde kaldığını neredeyse görüyorsunuz- yazara yer yer acımadan okuyamıyorsunuz.
Fakat her şeye rağmen romanın yazıldığı yılları düşününce (2001 de tamamlamış zannediyorum) böylesine açık ve sancılı yaralardan bahsetmek ve taraf tutmamaya çalıştığını belli etmek de -en azından- takdire şayan! Yiğidi öldürdük hakkını yemeyiz:)
Şuraya yazarın İslâmi kesimden aldığı eleştirilere karşı masumane(!) savunmasını da bırakmış olayım:))
“Gene de İslamcı kesimin askerlerden çektiklerinden söz ettiğim için ben insani bir iş yaptığımı düşünüyordum.”...