Şeyma

O da benim gibi kitaptan yola çıkmış ölüm , aşk ve felaketlerle karşılaştığı arayışlar, yolculuklar ve serüvenlerden sonra ama, benim yapamadığım şeyi başarmış her şeyin yıllarca aynı kalacağı bir dengeyi, bir iç huzurunu bulmuştu. Peynir dilimlerini dikkatli dikkatli ısırırken, bardağının dibindeki bir parmak kalınlığındaki son bir yudum çayı tadını çıkararak içerken onun bu küçük el, parmak, ağız, çene ve baş hareketlerini her gün tekrarladığını hissettim. Bulduğu dengenin huzuru ona hiç bitmeyecek sonsuz bir zaman bağışlamıştı. Ben ise meraklı, mutsuz, masanın altında bacaklarımı sallıyordum. Bir an içimde bir kıskançlık yükseldi; bir kötülük etme isteği. Ama daha berbat olan şeyi de fark ettim. Tabancamı çıkarıp simdi onu gözünün ortasından vursam, yaza yaza sonsuzluk zamanının huzuruna kavuşmuş olan bu adama hiçbir şey yapmış olamayacaktım. Aynı kıpırtısız zamanın içinde, biraz başka türlü de olsa, yoluna devam edecekti. Benim dur durak tanımayan huzursuz ruhum ise. nereden nereye gittiğini unutmuş o otobüs şoförleri gibi bir yerlere varmak için çırpınıp duruyordu. Pek çok şey sordum ona. Bana "evet", “hayır", "tabii" gibi öylesine kısacık cevaplar verdi ki, sorularımın cevaplarını önceden kendimin de bildiğimi her seferinde anladım: Hayatından memnundu. Hayattan başka bir şey beklemiyordu.
Sayfa 161·Kitabı okudu
Roman
Reklam
Sevgilim, tek başıma seni özlemek çok zor. Hiç değilse sen de beni özleyerek el veremez misin?
Sayfa 105·Kitabı okudu
Unutma 101
“Bilmem. Unutmak istiyorum işte. Bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi hissetmek, hayatıma eskisi gibi devam edebilmek istiyorum.” “Neden?” “Çok açık değil mi?” “Hem öyle hem değil. Unutma ihtiyacınızın sebebinden emin olmalıyız.” “Peki. Sanırım yaşadığım mutlu anlar yüzünden. O anların geri gelmeyeceğini bilmek beni mutsuz ediyor.”
Sayfa 29·Kitabı okudu
Hatalarla dolu insan olma yolculuğumuzdan bizi hatalarımızdan daha değerli bulanlar ve bizim hatalarından daha değerli bulduklarımız kalıyor geriye.
Sayfa 211·Kitabı okudu
Güvenmek
Güvenmek ne güzel, ne saf, ne kocaman bir duygu... Ve çocukluğa ne kadar yakışıyor. Sonra "güvenmek", kabuğuyla oynaya oynaya hep kanattığım bir yaraya döndü. Yıllar geçti gitti. Zamanla yaralarımın kabuklarının kendiliğinden düşmeleri gerektiğini anladım. Ve o yaraların geride bıraktığı izlere bakmayı da bırakmam gerektiğini. Derken, o izlere de alıştım. Herkes gibi. Hepimiz gibi. Kolumdaki aşı, dizlerimdeki sinek ısırıklarının izi gibi bir şey oldu... Bazen böyle, bir an, "Korkma, ben varım," diyenlerin bir kısmına bütün kalbimle inandım. Küçük küçük ışıklar yandı kalp bahçemde. Ama sonra herkesin kendi hikâyesinde bir başına olduğunu, herkesin çok korktuğunu, "Korkma, ben varım," cümlesinin "Korkuyorum, elimi bırakma," anlamına da geldiğini fark ettim. Küçük kalp ışıklarını sessizce kapattım. Korktum ama yine de yaşadım. Korka korka yaşadım. Korka korka sevdim, inandım. Kırıldım, kırdım, 'bir daha asla' dedim ama yine sevdim. Güvenmek zor iş... Güvenmek pek güzel iş... Korkmamak için birine değil, kendine güvenmeli insan. O cılız sevinç ışıkları kalpte değil, insanın omzunda, saçlarında, tepesinde yanmalı. Bazen çok zor... Zor ama kendi öyküsünün kahramanıdır kendine güvenen insan....
Sayfa 52·Kitabı okudu
Reklam