Deli Kurt, benim için sadece bir tarih romanı değil, bir karakterin iç dünyasında yankılanan özgürlük çığlığı.Zaman zaman hepimizin içinde kabaran o anlaşılmayan yanımız gibi. Ne tam dünyaya sığabiliyor, ne de ondan kopabiliyor.Anladım ki insan, ne kadar yaralı olursa olsun, eğer bir ideali varsa, halâ diridir.Deli Kurt’un hikâyesi,Türk töresini, yiğitliğini ve manevî değerlerini anlatır.
İnsanın asıl savaşının kalbinde başladığını belki de delilik sandığımız şeyin, dünyaya boyun eğmeyenlerin en saf hâli olduğunu gördüm. Deli Kurt’un öfkesini sadece savaş meydanlarında değil, kalbinin derinlerinde de hissettim. Çünkü bazen insanın savaşı düşmanla değil, kendi içindeki kırıklıkla olur. Deli Kurt’un kalbinde yanan o ateş, aslında her insanın içinde sönmeye yüz tutmuş cesaretin hatırlatıcısıydı.
Sonuç olarak, Atsız’ın kaleminde kahramanlık, sadece kılıçla değil, ruhla da yazılır. roman bana, insanın köklerinden kopmadan da modern bir arayışın içinde olabileceğini hissettirdi.Nihal Atsız, onun hikâyesi üzerinden Türk töresini, yiğitliğini ve manevî değerlerini anlatır.