“Pantolonlu kız” yazarın da kitaba ilk düşündüğü isimdir. Ama ben Salka Valka olarak çok sevdim. Sanki romandaki kızın mücadelesine ,var olma çabalarına , da bu isim daha çok uymuş gibi.İsmin tınısında bile mücadele var.
Salka ‘nın hikayesi annesi Sigurlina ile güneye gitmek için çıktığı yolculukta paralarının bitmesi sonucu geçici olarak geldikleri Oseyri kasabasında başlar.
İzlanda’nın küçük, etrafı fiyortlarla çevrili, iklim şartlarının çok sert soğuk olduğu ve balığın tek geçim kaynağı olduğu Oseyri kasabası...
Okurken balığın kokusunu ,da denizin tuzunu da kuzeyin soğunu da iliklerime kadar hissettiğim, yaşatan ,tanıklık ettiren olağanüstü bir anlatım.
Okurken şunu düşündüm anlatılan coğrafya ve yaşam şekli sanki dile de yansımış.İskandinavların o sade yaşamlarının güzelliği , gösterişten uzaklığı, yazarın cümlelerinde, anlatımında hayat bulmuş.
Gelelim Salka ‘ya annesi ile geldiği bu küçük kasabada öncelikle barınacak bir yer bulmanın mücadelesini, sonrada orada var olma, kendini kabul ettirme mücadelesini vermiş her anlamda çok güçlü bir kadın. Ben onun hikayesini okumayı, onun gücüne tanıklık etmeyi çok sevdim.
Annesi Sigurlina gibi olabilirdi. Sigurlina her anlamda iradesiz, zayıf karakterli , yaşamının sorumluluğunu taşıyamayan bir kadın... Öyle ki sürekli dua edip bağışlanmayı dileyen , dindar yanı güçlü bir kadın olmasına rağmen tövbe ettiği günahları da sürekli tekrarlayan bir zavallı...
Aslında roman boyunca anlatılan birçok karaktere ne tam anlamıyla kötü ne de iyi diyebilirim .Yazar bir insanın ne tam anlamıyla iyi ne de tam anlamıyla kötü olamayacağını düşünmüş olmalı ki karakterlerinin içindeki tüm iyi ve kötü yönleri ele almış.
Salka ‘nın ilk mücadelesi annesi ile başlar aslında annesi ona bir gün “biz iki kadınız artık .“der. Ondan sonra