Proust'u ikinci kere okumanın hazzından bahseden Tahsin Yücel 'e kulak verdim ve yaklaşık on bir sene süren Proust serüvenimi tamamladım. İlk beş cildi, önceden dört yıla yayarak okumuştum. Ama bu hiç verimli olmamıştı. (Aynı damardan beslenmek okur için sıkıcı olsa da kimi kitaplar mesafe istemiyor. ) Aradan yıllar, başka kitaplar, şehirler, çocuklar geçti. Proust'un ülkesini, şehrini, semtini, şahserini yazdığı yatak odasını görme fırsatım oldu. Biraz demlendim ve yeniden başlayarak bu sefer birkaç ayda, başka kaynaklardan da beslenerek seriyi bitirdim.
Kafamdaki bütün açık sekmeleri kapatabilirsem bu yazı, Kayıp Zamanın İzinde'ye ve kendi okurluğuma ahde vefa bâbında bir Proust denemesi olacak.
Günümüzde Marcel Proust'un edebiyatta kapladığı yer bile devasa iken buraya sığmayıp diğer sanat dallarına hatta bilim dallarına ulaşıyor. Karşımızdaki öyle bir deha ki beynin giriftli düşünme yapısını çözdüğü için sinirbilimcileri, insan psikolojisinin dehlizlerine indiği için psikanalistleri, zamandaki kırılmaları gösterdiği için fizikçileri büyülüyor.
Kelimelerin akışında okuru, sayısız kere müzikle, tiyatroyla, resimle, doğabilimle, sosyoloji ile, biyoloji ile, metafizik ile edebiyat içinde edebiyatla yüz yüze getiriyor. Bazen kendisi bir ressam (Elestr) , bir müzisyen (Morel) bir edebiyatçı ( Bergotto) vs. yaratıyor. Bazen de zaten var olan sanatçılar ve bilim insanları bağlamında üst düzey bir okuma deneyimi sunuyor. Özellikle diğer sanat dallarını kurguya o kadar özenli ve başarılı yediriyor ki (Sadece 103 tane ressam tablo) durup bir "ince şeyleri anlama" telaşına düşüyorsunuz. Hele ara sıra baş uzatan Balzaclar, Dostoyevskiler, Tolstoylar, Stendallar... Katman üstüne katman... Renkler uçuşuyor sözlerin üzerinde. Renk
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
27 Kasım 2019 Çarşamba
18:11
Güngör Dilmen’in Kurban oyunu, Anadolu kadınının bin yıllık sessizliğini Zehra karakteri üzerinden sahneye taşır.
Zehra, iki çocuk annesi bir eş olarak, “kadınlığın” yalnızca doğurmak ve ev içinde var olmakla sınırlandığı bir düzene sıkışmıştır. Üzerine kuma getirilecek olması, onun içsel kırılmasını daha da derinleştirir. Çünkü mesele sadece bir evlilik değil, bir varoluş biçimidir.
Oyundaki “kurban” ritüeli ise yeni gelin için kesilen koç üzerinden kurulur. Bu gelenek, bereket ve düzenin bedeli olarak bir canın feda edilmesini meşrulaştırır. Asıl soru burada başlar: Gerçekten kurban edilen koç mudur, yoksa insanın kendisi mi?
Zehra’nın yaşadığı dönüşüm, bireysel bir isyandan çok daha fazlasıdır. O, yalnızca kendi kaderine değil, yüzyıllardır süren bir sessizliğe de karşı çıkar.
Gülsüm ise bu düzenin en sessiz yüzüdür. Gençtir, konuşmaz, hatta konuşmasına gerek bile yoktur. Çünkü onun kaderi zaten başkaları tarafından çizilmiştir.
Gözleri menekşe
Lepiska saçları
Beli zambak demeti
Ama bu güzellik, bir özneye değil, bir nesneye aittir.
“Kişiliksiz bir çağın ortak beyni bu. Yeter, yeter!”
Zehra’nın isyanı burada sadece bireysel bir öfke değil; kuşaklar boyunca birikmiş bir sessizliğin kırılmasıdır.
Ve oyun şunu sorar:
Gerçek kurban kimdir?
KurbanGüngör Dilmen · Bilgi Yayınevi · 1967119 okunma